23 Eylül 2016 Cuma

Sevmediğimiz İnsanları da Umursar mıyız?

Zor bir zaman geçirmiştim. Her ne kadar sevmediğiniz insanları duyunca "Umursamıyorum." deseniz de insan umursuyor aslında. Gerçi ben onları, onların beni umursadığı kadar bile umursamamıştım orası ayrı. Sosyal medyada patlak vermiştik geçen aylarda. Sınıfımdaki sevmediğim insanların neredeyse hepsi bir araya gelip beni aşağılayıcı şeyler yazmışlardı. Zayıf noktam olduğunu düşündükleri her şeyi ortaya sermişlerdi. Engellediğim halde engellemediğim arkadaşlarından bana ulaşmayı başarmışlardı. Ve ben bu hakkımda söylenenlere öylesine bir anda rastladım. Özellikle girip bakmadığım halde karşıma çıkmıştı. Genelde öyle oluyor zaten. Çünkü stalk yapmayı seven biri değilim. Stalk yapacak kadar düşündüğüm bir insan da yok zaten. Bana dokunmadıkları sürece istediklerini yapabilirler.

Ben aşağılandığım şeylere cevap yazarken olaylarla hiçbir alakası olmayan insanlar da cevap yazmaya başladı. Hani şu bir zamanın ergen kesimi "Oooo kavga var. Koşun." diyenleri. En kötüsü de bu kavgaları an be an gören arkadaşım dediğim insanların beni hiç düşünmeden, cevap vermek bir yana beni o kirli ortamdan uzaklaştırmaya bile çalışmamaları oldu. Şimdi o karşı takımın sosyal medyalarında afiş gibi benim bazı yazdıklarımın ekran görüntüleri var. Yazdıklarım için pişman mıyım? Değilim. Kırıldım mı? Evet. Ve ben onlara ya da kendi arkadaşlarıma kırılmadım. Ben insanlığa kırıldım. Vuracak bir yer bulamayınca insanların zayıf noktalarına dokunan şeyler söyleyen insanların acizliğine kırıldım.

Beni o gün ve geri kalan günler boyunca telefondan annem sakinleştirdi. Sinirimden ağladım, zayıf noktalarım yüzünden ağladım, cevap yazdığım için ağladım. Keşke gördüğüm an sessizce engelleyip gitseydim. Sosyal medya zararlı sevgili okuyucularım. Bunu çok geç fark ettiğim için üzülüyorum. Artık kullanmıyorum ve mutluyum.

Bir de hakkını yememek lazım annemin yanında bir arkadaşım da bana çok destek oldu. Hatta karşıdakilere mesaj atıp "Şunu kesin. Bir insanı dış görünüşü yüzünden aşağılamanız, öz güven eksikliğini afişe etmeniz hiç iyi bir hareket değil." bile demiş. Tabi karşı taraf bana düşman olduğu için tınlamamışlar bile. "Spotty başlattı." edasıyla devam etmişler.  

İlk android telefona geçtiğim gün instagram açtım. -Onlar benden rahat iki yıl sonra hesap açtı.- O iki yıllık süre zarfında bir ton resim paylaşmış insanım. Şu an silmiş olmasaydım bine yakın resmim olurdu herhalde. O süre zarfında da selfie denen lanet illetten de sıkıldım. Belki de büyüdüğüm içindir bilmiyorum. Olgunlaştığımı düşünüyorum. Her haltımı paylaşmak yerine sadece önemli anları paylaşmayı doğru buluyorum. En azından selfielerde kuralım bu. Ve inanın bana o eski selfielerim çok kötüydü. Bir insan neden kendi resmini beşli kolaj yapar Allah aşkına? Benim geçen yılki oda arkadaşım hala yapıyordu. (Kusmak istiyorum.) İşte ben kendi resmimi paylaşmadığım için öz güvenimin eksik olduğu söylendi o kişiler tarafından. Daha doğrusu söylenmiş. Ben fark etmemiştim. "Hakkımda başka ne yazmışlar?" diye bakarken gördüm. Ve üzüldüm. Bunu yapan kişiler bir zamanlar benim yakın dediğim arkadaşlarımdı. Allah da beni pamuk şeker yapsın.

Ardından kiloma laf geldi. Bir insanın dış görünüşüne laf atılmasına her zaman karşıyımdır. Kendi arkadaşım onların ismini vermeden dış görünüşlerine laf atarken bile beğenmemeye özen gösterdim. Ona "Bunu paylaşma." diyemezdim. Herkes kendi yazdığından sorumludur. Ama ben o kavga anında arkadaşımın yazdıklarından da sorumlu tutuldum ve ismim verilerek alaya alındım. Halbuki arkadaşımın ya da benim bahsettiklerim onlar olmayabilirdi. İsim yoktu sonuçta. Ama benim ismim ortadaydı. "Ahaha kıza bak öz güvensizliğiyle bizi tek başına ayakta durmaya çalışıyor." dendi. "Zaten okulda o yürürken yanından geçmek imkansız. Öyle de geniş çaplı bir kız." dendi. Sadece kendileriyle konuşmayı kestiğim ve ilk düşman oldukları kızla gerçekten arkadaş olduğum için bu lafları yedim orası da garip. Arkadaşım o gün olay büyümesin diye bir şey yazmamış. "Büyüdüğü kadar büyümedi mi?" dememek için kendimi zor tuttum. "O yazdıklarını cesaretleri varsa okulda karşıma geçip desinler." dedi. Yine bir şey demedim. Bu arada hoşlanmış olup olmadığıma karar vermediğim ama onların aşık olduğum çocuk olarak bildikleri çocuğu da bir anda baş tacı ettiler. Gruplarına aldılar, büyük ihtimalle beni de söylediler zaten. Ama bunları gülümseyerek izledim. Fazla çocukça geldi. Gerçekten "Spotty sana aşık." çağını çoktan geçmedik mi? Çünkü ben aşka inanmıyorum. Ve sevgi de öyle hemen olan bir şey değil. Hoşlanmak için de konuşmak lazım. Okulda da öyle konuştuğum biri yok. Sadece çocuk insanlara karşı nazik davrandığı için takdir etmiştim. Olay bir anda "Spotty aşık." oldu. Neyse ki çocuğun şimdi bir sevgilisi var. Ve ben çok yakıştırdım. Çünkü kızla da uzun zamandır arkadaştı. En azından işleri daha güzel ve düzgün yürür. Şimdi onlar da aşk acısı çektiğimi düşünüyorlardır. Neyse düşünsünler ne diyeyim. İnsanların ağzı torba değil ki büzemiyorsun.

O lafları bana söyleyen herkesi umursardım. İnsanlar kim tarafından eleştirilirse eleştirilsin bunu umursar. Ünlüler bile kendinden nefret eden insanları umursuyor, onca sevenleri varken bile.

Konuşabildiğim bir annem olduğu için gerçekten şanslıyım. Ben sinirden ağlarken "Ağlama dik duracaksın. Onlar kazanmış olmayacak. Sen hayatına devam edeceksin. Hayatında hep böyle insanlar göreceksin bu daha başlangıç. Ayağa kalkmayı öğreneceksin." gibi şeyler söylediği için Allah'a şükrediyorum. Yoksa kimse beni kaldıramazdı ve ben şu an bunları yazıyor olamazdım. Artık acıtmıyor ki ondan yazabiliyorum. Aylarca bunlar yüzünden ayrıydım. Dönüş yazımdan önce bunlar olmuştu. Bahsetmeyi düşünmüyordum. Yine üzer diye düşünüyordum ama üzmedi. Sadece mutluyum. Allah bana kimin kim olduğunu gösterdi. Kızlara ve o kızlar gibi entrikalar planlayan erkeklere güvenmemeyi de öğretti. 

Engellediğim günden beri bir kere bile bakmadım. Her şey eskisi gibi oldu. Zaten bakmıyordum yine bakmıyorum. Artık millet beğendi diye sosyal medyalarda karşıma da çıkmıyor. Sadece arkadaşlarım arada "Ay ne vıcık arkadaşlık ne kadar samimiyetsiz. Sadece fotoğraf çekmek için arkadaşlar resmen." diyerek grupta dedikodu yapıyorlar. Bu dedikodu yapanların da erkek olması ayrı tabi. Bu sene onlarla yeniden aynı sınıfta olacağım için arada canım sıkılıyor -onlarca göz üzerinde olunca insan doğal olamıyor.- Ama bugünler de geçici diyorum. Bu dik duruşuma blogumda ve çevremde beni gerçekten seven insanların payı büyük. O kişiler yüzünden üzülen birini okumak ister miydiniz? Ben olsam okumak istemezdim. "Kızım sen lisede neler gördün bu altı, sekiz insana mı üzülüyorsun?" derdim.

Kendinize cici bakın. Diğer yazımda görüşürüz. Size hala stajda tanıştığım muhteşem arkadaşlarımı anlatmadım. Heyecanlıyım.

Öpüldünüz.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Şimdi Toparlanma ve Yenilenme Zamanı

Son yazımda ne yazdığımı okumadım. Aslında ne yazdığımı da az buz hatırlıyorum. Bu zamana kadar yazdığım her yazıyı hatırlıyorum. Bazıları pişmanlığın alasını içeriyordu. Saçma sapan seçimler yapmakta üzerime yoktur. Biliyorsunuz. Bu yıl toparlanma sürecinde falan değildim. Çoğu ara veren bloggerlar "Toparlanmak ve yenilenmek için uzaklaştım." yazmış. Ben de tam tersini yazacağım. Dağıldım dostlarım. Hem de ne dağıldım. Buraya yazı yazmadığım dönem benim "Dağılıp yerle bir olma dönemim"di.

Buraya yazmadan önce çok düşündüm. "Nereden başlasam?" diye. Anlatılacak çok şey var ama anlatıp saçma sapan insanları ve olayları büyütmek de istemiyorum. Sadece saçma bir dönemden geçtiğimi bilin yeterli. Süreç tamamen kötü değildi. Sevmediğim herkesi hayatımdan çıkardığım anda düzeldi. Siz siz olun sakın kendinizden taviz vermeyin. 

Bildiğiniz arkadaşlarımın çoğu hala benimle. Önceki yazıda yazığım arkadaşlarımdan biri mezun oldu. Diğer kızla da sıkıntılı dönemler geçirdik. Anlatırım bir ara. Şimdi sadece buralarda olduğumdan bahsedeyim. 

Staja başladım. Korkunç ilerliyor. Bundan destan gibi yazı çıkar. Evet ben bunu not edeyim. Sıradaki yazım stajımla ilgili olsun. 

Birkaç mail ve yorum almışım yokluğumda. Hepinize cevap verdim. Yorumlara ayrıca döneceğim. Şimdi akşam yemeği için yardıma gitmeliyim.

Umarım sizler de beni özlemişsinizdir. Çünkü "Toparlanma ve Yenilenme Dönemi"me burada devam edeceğim. Dağılma dönemimde sizleri ruhsal bunalıma sokmamak için kaçtım ama şimdi birlikte toparlayabiliriz diye düşündüm. 

Ben yokken neler yaptınız? Biraz da siz anlatın bakalım. Hep ben hep ben olmuyor.

4 Şubat 2016 Perşembe

Üç Silahşörler

Üniversiteye geldiğinde tanıştığın ilk arkadaşlar önemlidir. Yurttaki arkadaşlarımı okuldakilerden daha çok sevdiğim gözle görülür bir gerçektir. Kendimi ifade edebildiğim nadir insanlardan birkaçı ile kaldığım yurtta tanıştım. Diğer yarısı da lise ve ilkokuldan zaten. Liseden bile arkadaşlarım varmış bunu da fark etmek ayrıca güzel. Hala konuşabildiğim insanları seviyorum. Bağımın kopmadıklarını ve kopmayacakları.

Yurttan bahsediyordum. Size yurt arkadaşlarımdan fazla bahsetmemiştim. Bundan sonra en çok onlardan bahsedeceğim. Artık en çok beni mutlu eden şeylerden bahsedeceğim. (Bahsedemedi.)

Bu seneki arkadaşlarımın ikisiyle üniversite başladığı günden beri arkadaşım. Araya bir sene bir kopukluk girdi. Sonra karşılıklı oturup konuşunca iki tarafın da yanlış anlaşılma sonucu ayrıldığımızı fark ettik. Onlar ben küstüm sanıyordu, ben de onlar bana küstü sanıyordum. Sonunda tatlıya bağladık ve bu sene aynı odada kalmaya karar verdik. Dördüncümüz de arkadaşlarımın arkadaşıydı. İşte bu yazımda  biraz ondan bahsedeceğim. Sonra kız bunları okursa sosyal medyalardan hak hukuk mesajları alırız o kadar. Hadi başlayalım. *Yazdığım şey beni sebepsizce güldürdü.*


Kız zaten ben onların odasına yerleşmeden önce diğer kızlara "Siz şimdi eski dostluk birleştiniz beni dışlarsınız." demiş. Yani zaten aklına onu bir yerleştirmiş. Bana karşı hep mesafeliydi. Zaten bende hiç konuşmaya yeltenmedim. Kızı o bizimkilerle konuşmadığım zamanda da sevmemiştim. Normalde dışarıdan itham etmek istemem ama kızda bir iticilik gördüm. Çevresini ezer gibi bakışı var. Zaten konuşunca bir çok bilmişlik havası seziyorsunuz. Herşeye bir cevabı var. Ve herkesi yargılıyor. Tabi benim de ağzım torba değil. Tutamadık.

Yurtlarda cinsel yönelimi farklı olan insanların olduğunu söylerler. Elbet duymuşsunuzdur. Ben rastlamadım. Rastlasam da korkmam sanırım. Ama bu kız çok korkarmış öyle şeylerden. Tamam korkabilirsin ben buna birşey demem. Ama bir anda yargılamaya başladı. 

"Onlar erkek erkeğe nasıl yapar? Iyyyy."

"Iyyyy kızlar birbirine şey yapamaz ki. Şeyleri yok onların. Nasıl yapabilirler ki? Çok saçma. Hadi erkekler neyse. Onların şeyleri var da kızlar yapamaz ki."

Aynen böyle konuşuyordu. Tabi ben biraz daha düzelttim cümleleri. Yoksa bol miktarda yerme içeriyordu. Sanki o kişiler yaşamamalıymış gibi. Bende eni sonu patladım.

"Yönelimlerini fark edebildilerse nasıl yapacaklarını da bulurlar. Sonuçta erkekle kadın ilişkisi nasılsa bu da öyledir o kadar da büyütmeye gerek yok." gibi birşey dedim. Yalan olmasın tam olarak cümlemi hatırlamıyorum. Ama olaya çok felsefik yaklaşmıştım. Kız ben ona bunu dedikten sonra sustu. "Haklısın tabi." dedi. Ha tamam hatırladım. "Yargılama aynı şey sende olmuyor olabilir ama unutma ilerde çocuğun olacak. Onun başına gelmeyeceği ne malum? Allah kınadığını başına getirmeden öldürmezmiş." dedim. Çünkü kız biraz da çok hak hukuk şeklinde ilerler. Bende az oradan vurdum. Ki gerçekten de kınadığın başına gelmeden ölmezsin düşüncesini desteklerim. O gün arkadaşım gülmek isteyip de gülememiş. "Nasıl güzel bozdun inanamadım. Kağıda eğilip orada güldüm kız görmesin diye." dedi. 


"Bu neden bunu giymiş?"

"Neden böyle yapıyor?"

"Bana laf mı attı şimdi bu?"

"İnsanın yüzüne gülüp arkasından bir ton konuşuyor." *Kendisi konuşmuyor sanki.*

"Bordo ve kırmızı ruj sürenler resmen o tip kızlar. Ben hiç sevmiyorum o renk rujları." *Bana yakışmıyor demiyor da.*

Sonra oturdum düşündüm böyle şeyler söyleyip söylemediğimi. İnsanların giyimine karşı birşey demem. Modadan anlamayan bir kız olduğum için benim giyimim herkesten kötüdür. Ne rahatsa onu giyer çıkarım. Hatta öyle bir kıyafeti bir daha giymem triplerim de yoktur. Seviyorsam iki gün art arda giydiğim bile olur. Bundan da utanmam. Onun bunun ne dediğine de artık bakmamaya başladım. Çünkü herkes boş konuşuyor. Ve ben bordo ruj sürerim. Seviyorum da zaten. 

Kızla bir ortak noktam olsa hep birlikte şaşıracağız. İlk kez birine bu kadar zıt kaldım. Sadece sevgilisiyle nasıl tanıştığını anlatırken ilgili gibi duruyorum onun dışında gram kızı tınlamıyorum. Sırf arkadaşım "Spotty sen kendini bozma. Kıza laf etmediğin sürece sıkıntı olmaz. Lütfen anlayışlı ol." dediği için böyle oldum. Ve bir de sorun çıksın istemedim. Genelde uyumlu bir kızım çünkü. Kavga etmeyi sevmem. Kız da ayıptır söylemesi her sene yanlarına gelen kızları sürekli kovdu. Hepsini delirtti. Sonunda da hepsi odasını değiştirdi. Toplam dört kız. Ve bunlar sadece iki yılda. Koridorlarda mahalle kadınlarının kavgası gibi kavgalar yaşadılar. Ağızlar bozuldu, saçlar yolundu. Bu kız gerçi "Ben dövüyordum." dedi ama dövülen aslında kendisiydi. Bu da burada bir dip not olsun. Hepimiz gördük neler olduğunu sonuçta. 

Sanırım beni de göndereceğini sandı. Birkaç kere "Çok ses yapıyorsun." dedi. Sonra ben tınlamadım. Aslında tınladım da çaktırmadık. Kızlar beni sakinleştirdi. Şimdi de kız kendisini dışlattı. İşte ben tam olarak bu kısmı anlatacaktım ama baştan almak daha mantıklı geldi.

Odada iki flüoresan lamba var. Hatta üç. Küçük bir tane de kapı girişindeki dolapları aydınlatıyor. Kız yatarken hem kendisiyle beni aydınlatanı, hem de dolapların oradakini kapatıyor. Ve kızın her gün her saat tutan bir migreni var. Her gün "Ses ve ışık beni bitiriyor. Migrenim geldi yine." diyor ama konu laflamaya gelince en çok konuşan o oluyor. Kendi sesine gelemeyen bir kız(!) aslında. Neyse ben gece ders çalışmaya gitmiştim bu kapatmış ışıkları. Kızların tarafını aydınlatan açık, kızlar da ders çalışıyor. Ben geldim yatağın içine girdim kitap okuyordum. Kızların ışığı bizi de biraz aydınlatıyor. Bu kız da o ışıktan rahatsız olduğunu belirtircesine yatağının içinde sürekli döndü. Bizim kızlar da kitap okumak için yataklarına girdiler ışık açıktı. Zaten o tarafın ışığı onların hakkı bizi ilgilendirmez. Ben o ışıktan hiçbir zaman etkilenmedim. Sonra bu kız bir anda kalktı çalışma masasından ders notlarını aldı kapıyı tüm yurdu ayağa kaldıracak kadar hızlı bir şekilde çarpıp çıktı. Şok içinde baktım kızın arkasından. Bizim kızlar da sinir oldular doğal olarak. Kız kendi hükmünü yürütmeye çalışıyor. Hatta kovduğu bir kız "O kadar istediğin olsun istiyorsan tek başına odaya çık." demiş. Haklı da demiş. 

Neyse o günden sonra bu kız bizi tüm arkadaşlarına nam etti. Sonra sosyal medyalarda haktan hukuktan özlü sözler yardırdı. Hatta "İstediğim bir saat uyku. Ne vicdansız insanlarsınız." falan yazmış. Aslında odada bizden çok uyuyan o. O uyuduğunda odada çıt çıkmıyor zaten. Kız ciddi anlamda sorunlu. Kız kendisini dışlattı biraz. Şimdi biz hep üç kişi takılırken o tek başına ses çıkarmadan yatağında oturuyor. Biz kızlarla sohbet edip gülüşürken o öyle telefonuyla uğraşıyor. Çünkü genelde bizim kızlar bu kız üzülmesin diye hep alttan alıp gidip özür dilerlermiş. Bu defa ikisine de tak etmiş birşey demediler. Doğal olarak ipler iyice koptu. Bundan sonra ne olur bilemem ama bizim kızlar bununla konuşmaya hiç niyetli değiller. Ha bir de şu ayrıntıyı atlamışım. Bu kız neredeyse her haftanın bir günü bize küsüp kenarda otururdu. Sırf onunla ilgilenilsin diye. Ben yine tınlamazdım. Sonra kızlar da tınlamamaya başlamış. Bu kız da gelip kendi kendine barışırdı. Hemde baya sırnaşık bir şekilde gelip bizim kızlarla konuşurdu. Bizim kızlar da aynen karşılık verirlerdi. Benim tersime giden nokta bizim kızlar buna hiç mesafe koymuyorlardı. Bana önce samimi davranıp sonra küsen sonra yine gelip samimi olan bir kıza yeniden ısınamazdım herhalde. Bunu bizim kızlara da dedim. Hepsi kız sorun çıkarmasın diyeymiş. Aslında bu kızı çaktırmadan baş tacı etmişler de fark etmemişler bence.

Sanırım başkalarına ben aralarını bozmuşum gibi konuşuyor. Ama yapacak bir şey yok. Bunu da ilk kez bana bu kadar zıt bir insanla karşılaştığım için anlatmak istedim. Hem de oda arkadaşlarım hakkında bilgi sahibi olun dedim. Umarım iyi etmişimdir ve sıkılmamışsınızdır. Buraları özlemişim. 

Birkaç değişiklik yaptım. Artık kim kimdir bölümümüz yok. Aslında kimsenin lakabı yok. Bunun daha derin bir kısmı var ama değinmek istemiyorum. Sevmediğim herkesi hayatımdan çıkarttım diyelim. Ciddi anlamda hayatımdan çıkarttım. Bu yüzden onlara ait hiçbir şey bulundurmak istemedim. Okuldan bahsetmeyi düşünmüyorum. Bahsedersem de olaylara inmeyeceğim. Bu yüzden kişilere gerek yok. Zaten kimlerden bahsettiğimi anlarsınız. Temayı değiştirmedim ama belki değiştiririm. Şimdi güzel içime sinen bir tema bulamadım.

Sizi seviyorum. Dönüşümü bu uzun yazıyla belli ediyorum. Yine görüşeceğiz. Öptüm.