2 Mart 2017 Perşembe

Blo Geçen Seni Kopyaladım Gördün mü?

"Arkadaşsızım ben ya." dediğim fakat arkadaşlarımla sıkış tepiş bir hayat yaşadığıma dair yakarışıma başlayacağım yazıma hoşgeldiniz.

Biliyorsunuz dört senedir kız yurdunda kalıyorum. E haliyle bir kız geliyor bir kız gidiyor. Bunca senemde kaç tane arkadaşım oldu, kaç kızla tanıştım, kaçıyla oda arkadaşıydım inanın ben de unuttum. Saymayı bir noktadan sonra bıraktım. Bu sene odamda geçen seneden kalan sadece bir arkadaşım var. Diğer iki kız yeni. Yani toplama iki kişi daha eklenmiş. Bu bir avantaj mı, diye düşündüğümde bunun bir avantaj olduğunu kendiliğinden fark ediyorum. Çünkü insan tecrübe ediniyor. 

Eğer üniversiteye geldiğimdeki kız olsaydım şu ana kadar ölmüştüm. Herkese körü körüne güvenen, saf salak bir kız olacaktım. Tabi bu benim kendim için görüşüm. Siz eğer yurtta kalmamışsanız sizi bunun için yargılamadığımı belirteyim. Herkesin kendi hayat tecrübesi farklı oluyor. Benim hayatla sınanmam da "Nerde çokluk orada bokluk." cümlesini en derin şekilde öğrenmem demekmiş. Her insan bir olmuyor.

Küçük bir şehirden, aile yanından ayrılıp bambaşka şehirde bir anda bir sürü kızın içine düşünce doğal olarak bir "Neler oluyor?" aşamasına geçmiştim. Ve tüm senelerimi düşününce gerçekten de kendimi Yılın Saftiriği ilan ediyorum. Bu konuda "Oscar goes to Spotty!"

Neyse konumuz bu değil. Yurt tecrübelerime daha sonra değinirim. Şimdiki sıkıntım çevremdeki kız arkadaşlarımın, birkaç erkek de var listede, benim istediklerimi benden önce yapma çabaları. Bir şey mi istedim anında benden önce alıyorlar sonra "Spotty bak ben ne aldım?" diyorlar. Bir şey yapmak istedim diyelim. Kız (veya erkek) arkadaşım anında koşarak o şeyi kendisi yapıyor ve gelip bana resimlerini gösteriyor ya da görebileceğim yerlere özellikle koyup, bir de üstüne üstlük gelip bunu anlatıyorlar. Baktım bir değil iki değil bu durum hep böyle. Tabi benim tansiyon tavan oldu. 

Annem "Anlatma istediklerini." diyor ama benim ağzım durmuyor ki. Mesela geçen fotoğraf makinesi alacaktım Yani almak için para biriktirmeye başlayacaktım. Her güne 1 tl diye hesaplarsak 2000 gün sonra makineyi alabiliyorum. Bu da "Acaba kalan bir ömrüm var mı?" cümlesinin zihnimde belirmesine sebep oluyor tabi. Neyse sonsuza kadar yaşayacakmışım gibi Her Güne 1 Tl maceramı da sizlere anlatacağım. Ne çok yazı konum varmış ha. Şimdi fark ediyorum. Neyse. Ben istediğim kamerayı arkadaşlarıma atmış bulundum. Hay telefon donaydı da atmayaydım. Bir anda herkesin alacağı tuttu. Hatta parası olan aldı bile. Sonra ben pert tabi. İstemsiz bir şekilde benim yapmak istediğimi benden önce yapan arkadaşlarımı görünce çığrımdan çıkıyorum.

Bu sizde de oluyor mu?

Özellikle yurtta kız çevrem bol olduğu için "Şu pantolondan almak istiyorum." dediğim anda hepsi o pantolonun arayışına giriyor ve hepsi de alıyor. Fakirim param yok düşünün Her Güne 1 Tl macerama pantolonu bile dahil etmiş gariban bir öğrenci olarak böyle şeyleri görünce de çıldırıyorum. Bir de üzerlerine giyip "Spottyyyyy aşkım nasıl olmuşuğmmm?" diyorlar. Aşkın kadar kafana pantolonlar düşsün de diyemiyorum ki. 

İstediğim saç kesimini bile yaptırdılar daha ne diyeyim ben size? Hani bunu ben büyütmüyorum. Sadece olan bir şeyi yeni yeni fark ettim. Resmen arkadaşlarımla hiçbir şeyi paylaşamayacak duruma geldim. 


 Hadi kızları geçtim erkek arkadaşlarım bile yapıyorlar. Kızsal şeyleri kopyalayamayacakları için sosyal medyalarımın aynısını yapmaya çalışıyorlar. Sosyal medyalarım bile bana ait değil o derece. "Şöyle bir fotoğraf çektirmek istiyorum. Beni çeker misiniz?" diyorum "Ay Spoooo biz onu nasıl çekelim proyla çekilmiştir o." diyorlar bir bakıyorum ertesi günü hepsi sırayla öyle resim çekilip koyuyorlar. Bana da anca "Hani proydu be adam?" diyerek beğenmek düşüyor. Ellerindeki telefonun iphone olmadığını da belirteyim. Hani pro dedikleri resimleri çekerken benimkinden daha uyduruk telefon kamerası kullanıyorlar ama iş bana gelince "Ay o olmaz sana Spoooo." oluyor. Hay Spo kadar kafanıza taş düşsün.  

Lütfen siz siz olun lütfen böyle şeyler yapmayın benim sevgili okurlarım. (Tabi hala buralardaysanız.) Çünkü gerçekten samimi olmuyor bunlar. Bir de "Seni idol olarak görüyorum." diyen arkadaşlarım var. Onlara lafım yok ama şu önce benim istediğim şeyi bana yaptırmadan anında yapan kopyacılardan bıktım. Onlar gibi olmayın. Neden örnek alınan ya da kopyalanan ben oluyorum onu da anlamadım ama en son bu konuyu konuştuğum arkadaşım "Sen hep marjinal şeyler buluyorsun. Tam bir blogger düşünce tarzı var sende." dedi. Blogger olmak da zor dostlarım. Ben blogger olduğumu bilmiyordum. (İnstagramdaki bloggerlardan sonra benden anca blo olur. Geri kalanı tamamlanmamış bir blo.)

Blo'nuz hepinizi seviyor. Ve yazılarımı düzene sokmaya çalıştığım için bana bir alkış göndermeyi unutmayın lütfen.

Öpüldünüz.


24 Şubat 2017 Cuma

Demotive Edeceksen Kapı Orada Canım

Şu an kafamı başka bir yere koymaya ihtiyacım var. Yazmayınca olmuyor dostlarım. Rahat altıncı yılına geçmiş olan blogum bana o kadar çok şey katmış ki yazmayınca sinir krizi geçirecek hale geliyorum. Yazmam gerekeceği zaman dalgınlaşıp, dağılıyorum. Ortamlardan uzaklaşıp içime kapanıyorum. Öyle de bir bağımlılık yapmış işte. Yazmayınca agresifleşiyorum. Neyse gelelim yazımıza.

Kafam çok karışık. Binlerce konuyu aynı anda düşünmeye çalışıyorum. Yakın arkadaşım dediğim insanlar sürekli motivasyonumu düşürüyor. Acı gerçekle yüzleştim artık. Onlar iş hayatına atıldıklarında ben hala okuyor olacağım. Bir senem uzadı. Bir buçuk seneye uzamaması için bu dönem benim için fazlasıyla önemli. Ama sürekli insanlar başka konuları söylüyor, saçma sapan yorumlar yapıyorlar.

Huzursuzum. Uyku düzenim yerle bir oldu. Rüyamda bile hala geçtiğim derslerin sınavlarına giriyorum. Ağlasam ağlayamıyorum ama korkuyorum. Çevremdeki arkadaşlarım o kadar rahatlar ki sinirden kendi saçımı yolasım geliyor. Hepsi rahat rahat tüm dersleri güzel notlarla verirken ben o dersleri şartlı bile olsa zor veriyorum. Kaldığım dersleri de vermek için kendimi paralıyorum. Annem sürekli sağlığımın daha önemli olduğunu söylüyor ama biliyorsunuz ki çevre etkisi denen bir şey var.

Okula başlarsın "Eee ne aldın bakalım?", "Aaa demek teşekkür bile alamadın." derler. "Hangi lise olacak bakalım." derler, sonra "Eee üniversite olmadı mı bu sene?" denir. Üniversiteye geçersiniz "Okul ne zaman bitiyor?" derler. Okul biter "İş yok mu?" derler. İşe başlarsınız "Eeee evlilik yok mu?" derler. Evlenince de "Bebek ne zaman?" derler. Bebek olur "İkinci bebek yapmayacak mısınız?" derler. Sorular bitmiyor ama cevap vermek yoruyor işte.

Özellikle yeme içmesi bir türlü bitmek bilmeyen sevgili halam sürekli annemlere laf ediyor. Ama laf kendi oğluna geldi mi "Hiçbir şey sorulmayacak bize ve oğlumuza." diyor. Psikolojisi bozuluyormuş beyefendinin. 

Okulu uzattığımda yurtta kalma imkanım olmayacak. Yeni bir kalacak yurt bulmalıyım. Yeni bir ortama girmek artık çok zor geliyor. İnsanları tanımak istemiyorum. Hele onların beni tanımasını hiç istemiyorum. İnsanlardan bıkmak denen bir hastalık varsa o hastalığa kapıldığım kesin. Bazen kendimi bir odaya kapatıp oradan hiç çıkmamak istiyorum. Sürekli çevremde insanlar var. İnsan demek ses demek. Düşüncelerimi etkilemeye çalışan o kadar çok arkadaşım var ki artık bu dayanılmaz bir hal aldı. Gerçekten "Hepsi sussa da bir rahatlasam." dediğim pek çok an oluyor.

Şifremi hatırladıktan sonra bu yazıyı tamamladım. O yüzden benim pek içime sinmedi. Çünkü o anki duygularla yazdığım için yazıyı o an bitirmek istiyorum. Çünkü o andan sonra bir daha o duyguyu bulamıyorum. Ve buraya yazınca bir şeyleri içimden attığım için günlük hayatımda daha mutlu ve enerjik oluyorum. Aslında gerçekten buradaki ruh halimle gerçek hayattaki ruh halim arasında uçurum var. İnanamazsınız ama bu böyle. Yani beni maillerinizde sürekli "Bir doktora mı görünsen acaba?" ya da "İlaç kullanmalısın." diye yazarak rahatsız etmezseniz çok sevinirim. O cümleleriniz beni geriyor ve kendi ruh sağlığımdan şüpheye düşürüyor. Yapmayın ben böyle iyiyim.

Öpüldünüz.

23 Eylül 2016 Cuma

Sevmediğimiz İnsanları da Umursar mıyız?

Zor bir zaman geçirmiştim. Her ne kadar sevmediğiniz insanları duyunca "Umursamıyorum." deseniz de insan umursuyor aslında. Gerçi ben onları, onların beni umursadığı kadar bile umursamamıştım orası ayrı. Sosyal medyada patlak vermiştik geçen aylarda. Sınıfımdaki sevmediğim insanların neredeyse hepsi bir araya gelip beni aşağılayıcı şeyler yazmışlardı. Zayıf noktam olduğunu düşündükleri her şeyi ortaya sermişlerdi. Engellediğim halde engellemediğim arkadaşlarından bana ulaşmayı başarmışlardı. Ve ben bu hakkımda söylenenlere öylesine bir anda rastladım. Özellikle girip bakmadığım halde karşıma çıkmıştı. Genelde öyle oluyor zaten. Çünkü stalk yapmayı seven biri değilim. Stalk yapacak kadar düşündüğüm bir insan da yok zaten. Bana dokunmadıkları sürece istediklerini yapabilirler.

Ben aşağılandığım şeylere cevap yazarken olaylarla hiçbir alakası olmayan insanlar da cevap yazmaya başladı. Hani şu bir zamanın ergen kesimi "Oooo kavga var. Koşun." diyenleri. En kötüsü de bu kavgaları an be an gören arkadaşım dediğim insanların beni hiç düşünmeden, cevap vermek bir yana beni o kirli ortamdan uzaklaştırmaya bile çalışmamaları oldu. Şimdi o karşı takımın sosyal medyalarında afiş gibi benim bazı yazdıklarımın ekran görüntüleri var. Yazdıklarım için pişman mıyım? Değilim. Kırıldım mı? Evet. Ve ben onlara ya da kendi arkadaşlarıma kırılmadım. Ben insanlığa kırıldım. Vuracak bir yer bulamayınca insanların zayıf noktalarına dokunan şeyler söyleyen insanların acizliğine kırıldım.

Beni o gün ve geri kalan günler boyunca telefondan annem sakinleştirdi. Sinirimden ağladım, zayıf noktalarım yüzünden ağladım, cevap yazdığım için ağladım. Keşke gördüğüm an sessizce engelleyip gitseydim. Sosyal medya zararlı sevgili okuyucularım. Bunu çok geç fark ettiğim için üzülüyorum. Artık kullanmıyorum ve mutluyum.

Bir de hakkını yememek lazım annemin yanında bir arkadaşım da bana çok destek oldu. Hatta karşıdakilere mesaj atıp "Şunu kesin. Bir insanı dış görünüşü yüzünden aşağılamanız, öz güven eksikliğini afişe etmeniz hiç iyi bir hareket değil." bile demiş. Tabi karşı taraf bana düşman olduğu için tınlamamışlar bile. "Spotty başlattı." edasıyla devam etmişler.  

İlk android telefona geçtiğim gün instagram açtım. -Onlar benden rahat iki yıl sonra hesap açtı.- O iki yıllık süre zarfında bir ton resim paylaşmış insanım. Şu an silmiş olmasaydım bine yakın resmim olurdu herhalde. O süre zarfında da selfie denen lanet illetten de sıkıldım. Belki de büyüdüğüm içindir bilmiyorum. Olgunlaştığımı düşünüyorum. Her haltımı paylaşmak yerine sadece önemli anları paylaşmayı doğru buluyorum. En azından selfielerde kuralım bu. Ve inanın bana o eski selfielerim çok kötüydü. Bir insan neden kendi resmini beşli kolaj yapar Allah aşkına? Benim geçen yılki oda arkadaşım hala yapıyordu. (Kusmak istiyorum.) İşte ben kendi resmimi paylaşmadığım için öz güvenimin eksik olduğu söylendi o kişiler tarafından. Daha doğrusu söylenmiş. Ben fark etmemiştim. "Hakkımda başka ne yazmışlar?" diye bakarken gördüm. Ve üzüldüm. Bunu yapan kişiler bir zamanlar benim yakın dediğim arkadaşlarımdı. Allah da beni pamuk şeker yapsın.

Ardından kiloma laf geldi. Bir insanın dış görünüşüne laf atılmasına her zaman karşıyımdır. Kendi arkadaşım onların ismini vermeden dış görünüşlerine laf atarken bile beğenmemeye özen gösterdim. Ona "Bunu paylaşma." diyemezdim. Herkes kendi yazdığından sorumludur. Ama ben o kavga anında arkadaşımın yazdıklarından da sorumlu tutuldum ve ismim verilerek alaya alındım. Halbuki arkadaşımın ya da benim bahsettiklerim onlar olmayabilirdi. İsim yoktu sonuçta. Ama benim ismim ortadaydı. "Ahaha kıza bak öz güvensizliğiyle bizi tek başına ayakta durmaya çalışıyor." dendi. "Zaten okulda o yürürken yanından geçmek imkansız. Öyle de geniş çaplı bir kız." dendi. Sadece kendileriyle konuşmayı kestiğim ve ilk düşman oldukları kızla gerçekten arkadaş olduğum için bu lafları yedim orası da garip. Arkadaşım o gün olay büyümesin diye bir şey yazmamış. "Büyüdüğü kadar büyümedi mi?" dememek için kendimi zor tuttum. "O yazdıklarını cesaretleri varsa okulda karşıma geçip desinler." dedi. Yine bir şey demedim. Bu arada hoşlanmış olup olmadığıma karar vermediğim ama onların aşık olduğum çocuk olarak bildikleri çocuğu da bir anda baş tacı ettiler. Gruplarına aldılar, büyük ihtimalle beni de söylediler zaten. Ama bunları gülümseyerek izledim. Fazla çocukça geldi. Gerçekten "Spotty sana aşık." çağını çoktan geçmedik mi? Çünkü ben aşka inanmıyorum. Ve sevgi de öyle hemen olan bir şey değil. Hoşlanmak için de konuşmak lazım. Okulda da öyle konuştuğum biri yok. Sadece çocuk insanlara karşı nazik davrandığı için takdir etmiştim. Olay bir anda "Spotty aşık." oldu. Neyse ki çocuğun şimdi bir sevgilisi var. Ve ben çok yakıştırdım. Çünkü kızla da uzun zamandır arkadaştı. En azından işleri daha güzel ve düzgün yürür. Şimdi onlar da aşk acısı çektiğimi düşünüyorlardır. Neyse düşünsünler ne diyeyim. İnsanların ağzı torba değil ki büzemiyorsun.

O lafları bana söyleyen herkesi umursardım. İnsanlar kim tarafından eleştirilirse eleştirilsin bunu umursar. Ünlüler bile kendinden nefret eden insanları umursuyor, onca sevenleri varken bile.

Konuşabildiğim bir annem olduğu için gerçekten şanslıyım. Ben sinirden ağlarken "Ağlama dik duracaksın. Onlar kazanmış olmayacak. Sen hayatına devam edeceksin. Hayatında hep böyle insanlar göreceksin bu daha başlangıç. Ayağa kalkmayı öğreneceksin." gibi şeyler söylediği için Allah'a şükrediyorum. Yoksa kimse beni kaldıramazdı ve ben şu an bunları yazıyor olamazdım. Artık acıtmıyor ki ondan yazabiliyorum. Aylarca bunlar yüzünden ayrıydım. Dönüş yazımdan önce bunlar olmuştu. Bahsetmeyi düşünmüyordum. Yine üzer diye düşünüyordum ama üzmedi. Sadece mutluyum. Allah bana kimin kim olduğunu gösterdi. Kızlara ve o kızlar gibi entrikalar planlayan erkeklere güvenmemeyi de öğretti. 

Engellediğim günden beri bir kere bile bakmadım. Her şey eskisi gibi oldu. Zaten bakmıyordum yine bakmıyorum. Artık millet beğendi diye sosyal medyalarda karşıma da çıkmıyor. Sadece arkadaşlarım arada "Ay ne vıcık arkadaşlık ne kadar samimiyetsiz. Sadece fotoğraf çekmek için arkadaşlar resmen." diyerek grupta dedikodu yapıyorlar. Bu dedikodu yapanların da erkek olması ayrı tabi. Bu sene onlarla yeniden aynı sınıfta olacağım için arada canım sıkılıyor -onlarca göz üzerinde olunca insan doğal olamıyor.- Ama bugünler de geçici diyorum. Bu dik duruşuma blogumda ve çevremde beni gerçekten seven insanların payı büyük. O kişiler yüzünden üzülen birini okumak ister miydiniz? Ben olsam okumak istemezdim. "Kızım sen lisede neler gördün bu altı, sekiz insana mı üzülüyorsun?" derdim.

Kendinize cici bakın. Diğer yazımda görüşürüz. Size hala stajda tanıştığım muhteşem arkadaşlarımı anlatmadım. Heyecanlıyım.

Öpüldünüz.