Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Depresyonda mıyım?

En çok aldığım soruyla karşınızdayım. Bir insana sürekli "Sen iyi değilsin." şeklinde bir yorum yaptıkça o kişi istemsiz bir şekilde depresyona giriyor sanırım. Ama benim cevabım içtenlikle "Hayır." oluyor. Çünkü gerçekten de cevabım olumsuz. Depresyonda değilim.
Ama sosyal medya insanı gerçekten yıpratıyor. Herkesin kendine göre bir maskesi var. Herkes sosyal medyada mutlu, herkes başarılı, herkes özgüven dolu. Peki Spotty nasıl?
Spotty henüz bir iş mülakatına gittiğinde "Kimsin?" sorusuna bile cevap verebileceğinden emin değil. Spotty hala kim olduğunu bulamadı. Hala spot ışıklarını arıyor. Hayat bir süreç, derler. Hayat benim için hep kendini tanıma süreci oldu. Yapmayacağımı sandığım şeyleri yaptım. Kendimi tanımaya çalıştım. Sürekli bir yol olarak devam ediyor hayat benim için.
Gelecekte ne istediğim konusunda da kesin bir cevabım yok. Bilmemek beni depresyonda mı yapar? Herkesin bir hayat amacı var mı? Benim her gün değişiyor çünkü. Ikigaim var ama…
En son yayınlar

Merhaba 2019

"Çılgın Spotty 2019'a bir ay sonra girdi." temalı yazıma hoşgeldiniz. Geçen gün birden "Blogumun teması çok kötü olmuştu ya." dedim. Ama gerçekten hala da kötü görünüyor. Photoshop bilgisayarımda bulunmadığından dolayı henüz yeni bir temaya geçemedim. Belki yine eskilere dönebilirim. Sonuçta 2019'da moda bile eskiye dönüş olmuş.
Bir dönem yine bunalıma girdim. Bu bunalımın sebebi zamanında bana iyi gelen fakat artık şüpheye düştüğüm blogum. Yani Spotty olmak. Daha doğrusu Spotty olamamak. Anlatacak hiçbir şeyimin kalmamış olması. Çünkü artık insanlara kızmaya bile elim varmıyor. Her şeyden elim eteğim çekilmiş gibi.
Önceden bozuştuğum her arkadaşımın arkasından üzülürdüm. İstisnasız, hiç anlaşamadığım arkadaşımla bile konuşmayı kessem üzülürdüm. Fakat şimdi, özellikle son dönemde, bir boşvermişlik aldı götürdü beni. En basiti geçenlerde, muhtemelen üç ay falan olmuştur galiba, arkadaşım beni sosyal medyalardan takipten çıktı. Ben bunu muhtemelen sonra fark…

8 Sene Olsun 80 Sene

Neredeyse dokuzuncu senemize giriyoruz. Eylülde dokuzuncu olacak inşallah. Bugün günlüğümü parçalara ayırırken birkaç anımı okudum. Ne yıkılmalar yaşamışım da ayağa kalkmışım. O sayfaları okurken kendime olan inancım arttı. Tabi aynı zamanda da sinir krizlerine girdim.
Ama tek bir şey fark ettim. Etrafımdaki erkeklerden çok daha cesurmuşum. Kendimi bu noktada alkışlamak istiyorum.
Günlüğüme yazmadığım ama burada anlattığım -tabi daha sonra bulunma korkusuna imha ettiğim- bir sürü anım daha var. Blogumla birlikte büyüdüğümü hissetmek beni daha da mutlu etti. "İyi ki bu blogu açmışım." dedim. Günlüğümde blogumdan fazla bahsetmezdim. Hatta neredeyse hiç bahsetmezdim. Ama bir güne şunu yazmışım: "Blogumu tam 52 kişiye ulaşmış. Bunun benim için anlamını kelimelere bile dökemiyorum." 
Blogum bugün tam 649 kişi. Okuyorlar veya okumuyorlar önemli olan sayılar değil aslında. Ben belki de ilk kez bir yere içimi bu kadar açtım. İlk kez tanımadığım bir sürü kişiyle sohbet ett…

Keşke Şişmanlık Kazansa

Kendimi bildim bileli hep kilo problemim vardı. Aslında çocukluk fotoğraflarımda kolum şimdiki kolumun yarısı kadar ama ne olduysa lise döneminde bana olanlar olmuş. Şimdi de utanmasam TLCdeki My 600lbs life programına çıkacağım.
Son zamanlarda yine bedenimi sevmemeye başladım. Göğüslerim bedenime nazaran küçük, kalçalarım kocaman, göbek desen 6 aylık, yüz desen sivilce dolu. Hani yirmilerde değil de on altılarında gibiyim. Bu iyiden iyiye canımı sıkmaya başladı. 
Siz hiç aynalara küstünüz mü? Ben bir dönem yine böyle küsmüştüm. Sonra yakın sandığım ama aramın dağlar kadar açıldığı arkadaşlarım beni bedenime laf atarak aşağıladılar. Aslında o sosyal medya zorbalığına yakalandığım zaman kendimle barışmıştım. Ama sırf sosyal medyaya fotoğraf atmadığım için özgüvensiz ilan edilmiştim. Son zamanlarda yine güncelleme yapmayı bıraktım. Ama nasıl buraya ara verdiysem o yüzden ara vermek zorunda kaldım. Mezun olmaya çalışmak beni fazla yordu. Zaten sosyal medyadan da fazlasıyla sıkıldım. San…

Susması Gereken İnsanlar Var

Yaz geldiğine göre artık şu blogu bir düzene sokabiliriz diye düşünüyorum. Biliyorsunuz Spotty'niz altı senedir hiç gün yüzü görmedi şu çevresindeki insanlar konusunda. Susmalarını haykırarak söyleyemediğim için, o derece kibarım, göz devirmekle ya da "Anlıyorum" demekle geçiştirmeye çalıştım. Ama yok.
Onlar bana "Nasılsın?" bile demezken ben onların tüm dertlerini dinlemek zorunda kaldım.
Yazacak belli bir olayım olmadığı için önce genel bir giriş yazısı yazmak istedim. Bilirsiniz işte yine toplama çabalarına giriştim anlayacağınız.
Çevremde her renkten insan var. Neredeyse hepsi beni "tuhaf", "marjinal", "çocuksu" olarak tanımladı. Hepsinden en az bir kere bu kelimelerden birini duymuşumdur. Bu sene ise en çok duyduğum ve duydukça şaşırdığım tek kelime "soğuk" oldu. İnsanlar beni soğuk bulmaya başladı. Tabi bunda benim etkimin büyük olduğunu düşünüyorum.
Son iki ayda insanlardan uzaklaşma isteğiyle doldum. Bin kişilik …

Üzgünüm Bayım Sizi Hissetmiyorum

Bir insandan ne zaman soğursunuz? Ben genelde tek yanlış durumda soğurum. Ha birden kesilip gitmem ama uzaklaşırım. Sonra zamanla o uzaklık daha da açılır. Zamanında çok fazla alttan aldığım için böyle olduğumu düşündüm. Ama tabi bahaneler gerçekleri değiştirmiyor. Sanırım ben her zaman yalnız kalacağım. 
Geçen bir yazımda bir çocuktan bahsetmiştim. Evet anlattıkça büyüyormuş ama görünce küçülüyormuş. Denedim onayladım.
Çocuğun sanırım sevgilisi varmış. Sanırım da demek istemiyorum bence var. İsminin sonuna "-im" eki eklediği, twitterda sürekli favorilediği bir kız. Peki onun sevgilisi olduğunu nereden çıkardım oraya gelelim. 
Benim çevremde erkek arkadaşlarım var. O yüzden hemen "Oooo kesin sevgilisi." moduna hiçbir zaman girmedim. Çünkü düşününce o zaman benim de sevgilim var. Neyse geçen en yakın arkadaşımla bu çocuğun ortak bir dersi varmış. O derste çocuk arkadaşımın yanına geçmiş. Telefonunu da onun görebileceği şekilde kızın gözünün önüne ekranı açık olarak…

Her Şeyin Başı Sağlık

Tam olarak neyi anlatsam, nasıl anlatsam bilemiyorum. Ve hayatımda olan o şeyi anlatabilir miyim onu da bilmiyorum. Aslında genel anlamda saklamayı düşünmediğim bir konuydu. Ama annemin akrabalarımdan gizlediğini ve beni sıkı sıkı tembihlediğini fark edince anlatmamam gerektiğini düşündüm.
Sadece şunu söyleyeyim o zaman. Yaklaşık bir aydır doktor doktor geziyorum. Saç dökülme ve sivilce problemi yaşamaya başlamıştım. Onun için gittiğim doktor beni başka bir bölüme gönderdi. Onlarla uğraşıyorum. Azıcık moral bozucu. Elime saç tutamları geldikçe canım sıkılıyor. Ama çok da kötü bir hastalığım yok. Sadece ben hasta olmayı sevmiyorum. Biraz mızmız bir kıza dönüşüyorum. Mesela bugün kan aldırdım ama o kan alınan kolumu hala kullanmıyorum. "Şişti acıyor." diye diye dolanıyorum. 
Oldum olası hastalıklardan hoşlanmam. Küçükken kusmam için annemin verdiği yoğurt kabıyla şu an bu yazıyı yazarken oturduğum kanepede hastalığımı geçirirdim. Annem nişasta hazırlardı onun içine petibör kı…