6 Temmuz 2018 Cuma

Susması Gereken İnsanlar Var

Yaz geldiğine göre artık şu blogu bir düzene sokabiliriz diye düşünüyorum. Biliyorsunuz Spotty'niz altı senedir hiç gün yüzü görmedi şu çevresindeki insanlar konusunda. Susmalarını haykırarak söyleyemediğim için, o derece kibarım, göz devirmekle ya da "Anlıyorum" demekle geçiştirmeye çalıştım. Ama yok.

Onlar bana "Nasılsın?" bile demezken ben onların tüm dertlerini dinlemek zorunda kaldım.

Yazacak belli bir olayım olmadığı için önce genel bir giriş yazısı yazmak istedim. Bilirsiniz işte yine toplama çabalarına giriştim anlayacağınız.

Çevremde her renkten insan var. Neredeyse hepsi beni "tuhaf", "marjinal", "çocuksu" olarak tanımladı. Hepsinden en az bir kere bu kelimelerden birini duymuşumdur. Bu sene ise en çok duyduğum ve duydukça şaşırdığım tek kelime "soğuk" oldu. İnsanlar beni soğuk bulmaya başladı. Tabi bunda benim etkimin büyük olduğunu düşünüyorum.

Son iki ayda insanlardan uzaklaşma isteğiyle doldum. Bin kişilik yurtta tam olarak nereye uzaklaşacaktım bunu bilmiyorum ama en azından öyle bir çaba sarf ettim. Çünkü artık insanlara tahammül edemez oldum.

Yurtta o kadar çok kız tipi gördüm ki artık insan sarraflığı konusunda yüksek lisansa başvurduğumu falan düşünmeye başladım. Odaya giriyorum dört kişi, kantine iniyorum en az altı kız, çalışma salonuna gidiyorum orası zaten tıklım tıkış kız dolu, tuvalette bile rahat bırakılmıyor ki soluk alalım. Bahçede bile sevgilisiyle kavga eden bir kız mutlaka oluyordu. Olaylar genel olarak aynı oluyordu ama kişi değişiyordu.

"İnsan istemiyorum." dediğimden midir nedir bir anda bir sürü arkadaşım oldu. Yurt odasına gelen giden, beni soran birkaç kız duydum. Ben arkadaşımda kalırken kızın biri gelip kurutma makinemin şu kıvırcık yapan, şu an ismini hatırlamadığım aparatını istemiş. Kiminle hangi ara bu kadar samimi oldum bilmiyorum. Ki kişisel kullandığım ürünleri insanlarla paylaşmaktan haz etmeyen biriyim. Samimi olsak bunu bilirdi herhalde.

Arkadaşlarıma daha sonra değineceğim. Onlardan rahat üç yazı çıkar. Yurtta önce sevgilimin olmaması olay oldu. Ardından kilolarım olay oldu. Onun da ardından yüzümün bir anda iyileşmesi konu oldu. Evet ben burada yokken korkunç bir alerji sorunu yaşadım ve yüzüm gerçekten kıpkırmızı derisi soyulmuş gibi gezdim. Hatırladıkça yüzümü seviyorum. Kullandığım makyaj malzemesi ve temizleme ürünleri yüzünden olmuş. O yüzden kullandığım ürünleri neredeyse bir elin parmak sayısına kadar indirdim. Bir daha öyle kıpkırmızı gezmek istemiyorum. Dur dur bundan da bir konu çıkar. Yazımın ana metni "Aloe vera ve zeytinyağlı kremler candır." olacak.

Çevremde beni sürekli göz hapsinde tutan insanlar olunca kendi kusurlarımı düşünemez oldum. Zaten onlar benim yerime yeterince benim kusurlarımı konuşuyorlardı. Hiçbir zaman yetemedim insanlara. Neyse ki o sıralarda tezimi yazdığım için pek dinlemedim kendilerini. Onlar konuşurken kaynakça sıralaması yapıyor, metinleri işaretliyor, sıraya koyuyordum. Ayrıca dehşet bir final dönemi geçirdim. Bu potansiyelimi iki sene önce yapsaydım okul birincisi bile çıkabilirdim çok ciddiyim. En azından yüksek lisans hayallerim gerçek olabilirdi. Şimdi sadece mezun olabildim. Neyse.


Bayramda akrabalarım bize geldi. Meşhur halalarımdan biri benim için neredeyse ağladı. Ben mezun olduğum için mutluyken kadın oturdu birini bulamadığım için ağlamaya kalktı. "Şimdi ne olacak?" dedi. "Eh ne olacak halacığım iş aramaya başlayacağım." dedim. "Ben onu demiyorum koca bulamadın koca." dedi. "Okulda hiç mi kimse yoktu? Karşına çıkanın kusurlarını görmezden gelecektin. Al işte evde kaldın ne olacak şimdi bak okul da bitti gitti şansın." dedi.

Allah bana ailem konusunda gerçekten şanslı davranmış ama halalar konusunda aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kadın benim yerime üzüldü ben de öyle baktım kadının suratına "Ne diyor bu?" diye. Halbuki o bayram babamın teyzeleri de bizdeydi ve ikisi evli değildi. Evde kaldıklarını düşünerek hiç de ah vah çekmişe benzemiyorlardı. Anneme "Şimdiden hayatını karartmasın daha genç önce bir işini bulsun sonra eş çıkar karşısına önce gezsin tozsun." demişler. Bana üzülen halamın kızı benden bir yaş küçük. O sözde okulun en yakışıklı çocuğuyla evlendi. Şimdi de halam ondan çocuk istiyormuş. Halbuki benim yanımda yengeme "Çocuk geç olmalı. Hem daha tecrübeli olurlar." demişti. İşte bana başka etrafa başka konuşuyor kadın. Kızını geç kalmadan evlendirdiği için çok mutlu. Ama amcalarım da teyzeler de kızın erken evlendiğini düşünüyorlar. Geçen sene de mezun olmadığım için ağlıyordu. Yani Allah kimselere düşman vermesin bendeki gibi halalar verse yeterli. Bakalım halalarıma göre babam yakında beni evden atacakmış. Merakla babamın beni evden atmasını bekliyoruz. *göz deviren emoji*

Yani gördüğünüz gibi çevremde susması gereken o kadar çok insan var ki onlar susmayınca en sonunda ben sustum. Şimdi içime kapanmış oturuyorum öyle. Kendimi etraftan soyutlamaya çalışıyorum ve gelecek yazımın daha iç açıcı olmasını umut ediyorum.

Haftaya cuma akşamını ajandama not ediyorum. Haftaya görüşmek dileğiyle.

Not: Önceki yazımdaki yorumlar için çok teşekkür ederim. Kendime geldiğim anda cevap yazacağım. Bu yazım beni biraz sinirlendirdi de.

Sevgilerle.


11 Mart 2018 Pazar

Üzgünüm Bayım Sizi Hissetmiyorum

Bir insandan ne zaman soğursunuz? Ben genelde tek yanlış durumda soğurum. Ha birden kesilip gitmem ama uzaklaşırım. Sonra zamanla o uzaklık daha da açılır. Zamanında çok fazla alttan aldığım için böyle olduğumu düşündüm. Ama tabi bahaneler gerçekleri değiştirmiyor. Sanırım ben her zaman yalnız kalacağım. 

Geçen bir yazımda bir çocuktan bahsetmiştim. Evet anlattıkça büyüyormuş ama görünce küçülüyormuş. Denedim onayladım.

Çocuğun sanırım sevgilisi varmış. Sanırım da demek istemiyorum bence var. İsminin sonuna "-im" eki eklediği, twitterda sürekli favorilediği bir kız. Peki onun sevgilisi olduğunu nereden çıkardım oraya gelelim. 

Benim çevremde erkek arkadaşlarım var. O yüzden hemen "Oooo kesin sevgilisi." moduna hiçbir zaman girmedim. Çünkü düşününce o zaman benim de sevgilim var. Neyse geçen en yakın arkadaşımla bu çocuğun ortak bir dersi varmış. O derste çocuk arkadaşımın yanına geçmiş. Telefonunu da onun görebileceği şekilde kızın gözünün önüne ekranı açık olarak bırakmış. Sürekli mesajlaşıp, bir şeyler yazıp bırakmış yine yerine. Ekran kilidine telefon geçmemiş. Arkadaşım da doğal olarak biraz sinirlenmiş. Gözümün önünde ders dinlememe engel olacak şekilde telefon bıraksalar ben de çok sinir olurum. Ki arkadaşımın telefonu bile onun telefonu kadar kendisine yakın değilmiş. Sonra bir mesaj gelmiş. Çocuk mesaja bakmamış. Ama ekran kararmadığı için benim arkadaşım sinirlenip ekranın kararmasını beklemiş. "Sınıfı çocuğun telefonu aydınlattı resmen." dedi. Ekran ışığı da en sona kadar açıkmış. Siz düşünün arkadaşıma gelen siniri. Sonra arkadaşım ekranın kapanması için artık dönüp önündeki telefona bakmış. Telefonda gelen mesaj açık, o kızın sonuna "-im" eki gelerek yazılmış ismi altında da ok yazan bir mesaj. Arkadaşım telefona boş bir şekilde bakıp yeniden önüne dönmüş. Bizim kız hiç tepki vermez. Telefona da sarılmamış bana durumu anlatmak için. Çocuk da arkadaşımın baktığını artık anlayınca telefonun ekranını kapatmış. Arkadaşım bunu çocuğun bilerek yaptığını düşünüyor. İmza listesinde arkadaşımın ismine de kendisi ve arkadaşı tüm dikkatlerini vererek okumuşlar. Sonra fısır fısır bir şeyler konuşmuşlar. Bunlar bir şey denediler ama ne denediler anlamadım, dedi arkadaşım. Ama ben hiçbir şey düşünemedim. Erkekler düz yaratıklar diyorlar ama ben düz değilim. Bin tane şey düşünebilirim. O yüzden düşünme işini iki arkadaşıma bırakıp kenara çekildim. 


Sandığımın aksine üzülmedim. Sinirlenmedim de. Ha eğer sevgilisi olmasına rağmen böyle içe düşecek şekilde kızlara bakıyorsa bu onun adi kişiliğinin bir göstergesidir. Öyleyse bunu şimdi gördüğüme sevinirim. Ama biraz eğlencesine takılıyordum sanırım. Çünkü platonik heyecanını severim. "Baktı mı?", "Bakacak mı?", "Bir şey diyecek mi?", "Görecek miyim?"... Bunlar güzel heyecanlar. Ama ciddi heyecanlar değil, bir süre sonra geçiyor.

Peki sonra ne oldu? Okula başladım. Bu yüzden anlatacak bir iki anım daha var. Onları da not aldım diğer yazımın konusu, son dakika daha fazla yazmak istediğim bir olay olmazsa, hazır olacak yani. 

Okulda karşılaştım. Karşılaşmayı beklemiyordum. O gün ikinci öğretimle dersim yoktu. Arkadaşımın dersi bitene kadar bir arkadaşımla okulda oturup sohbet etmek için biraz daha kalmıştım. İkinci öğretimler gelmeden de okuldan ayrıldık. Ama arkadaşım dersten çıkıp yanıma geldiğinde, ben atkımı takarken o çocuk ve arkadaşı fakülteye geldi. Önce bakmadım. Neyse ki önce biz görüyoruz içeriye gelenleri. Sonra arkadaşıma dönerken kafamı kaldırdım ve göz göze geldim. Pişkin pişkin gülüyordu. İfadesiz bir şekilde arkadaşımla konuşmaya devam ettim. Zaten bir tepki vermek de gelmedi içimden. Hissetmedim. Önceden hissettiğimi düşünmüştüm ama şimdi bu boşluk bana garip geldi. Önceden de hissettiğimi sanıp hissetmemiş olabileceğimi düşündüm. Ama çocuğun bana bakarken gülmesi sinirimi bozmadı değil hani. Ama sırf sevgilisi olup böyle bir pişkinlik yaptığı için sinirlendim. 

Ah.. Bu arada okulda o çocuğa benzeyen bir çocuk daha var. En yakın arkadaşım beni uyardı o çocuğu gördüğümde hemen diğerini gördüğümü sanmamam için. Ve gerçekten de çok benziyorlar. Ha benzettiğimiz daha uzun boylu ve biraz daha iri ama gerçekten çok benziyorlar. İkisinin arasında kıyafet ve yapı farkı dışında bir fark daha var. Benzettiğimiz çocuk diğeri gibi insanı yiyecek gibi bakmadan efendi gibi önüne bakıp geçiyor.  

Neyse bu haftam böyle geçti. "Sanırım ben evde kaldım. Kimseyi hissetmiyorum." diye gezdim etrafta. Büyüdükçe istek ve beklentilerim mi değişiyor bilmiyorum ama şu sıralar kalbim gerçekten bomboş. Ve bu alıştığım bir durum değil. Karşılık beklemeden sırf heyecan olsun diye beğendiğim bir çocuk yok bu defa. Umarım bu kötü bir şey değildir. En yakın arkadaşım bana "Alttan almak, görmezden gelmek istemediğin için soğuyorsun." diyor. Birini sevdiğimde bazı şeyleri görmezden gelmem gerekiyormuş. Benim korkum o görmezden gelmem gereken şeylerin, ben görmezden geldikçe çığ gibi büyümesi. O yüzden tek bir hata, o hata büyük ve gerçekten aşılamaz bir hata ise, benim yaşamıma da etki edecekse kişiden uzaklaşmayı kendimce doğru buluyorum. Belki, ne bileyim, gerçekten sevdiğim biri çıkarsa görmezden gelmeyi başarırım. Ama dediğim gibi şu sıralar böyle bomboş geziyorum.

Geldi bahar ayları gevşedi gönül yayları, sözünü bu yıl kullanamayacak gibiyim. Ama yine de hayat bu belli olmaz.

Bundan sonra her pazar burada olacağım. Onun da bilgilendirmesini buraya ekleyeyim. Bazen yazacağım çok şey olursa cumartesi de bir yazı ekleyebilirim. Her hafta sonu burada görüşmek dileğiyle.

Öpüldünüz.

28 Şubat 2018 Çarşamba

Her Şeyin Başı Sağlık

Tam olarak neyi anlatsam, nasıl anlatsam bilemiyorum. Ve hayatımda olan o şeyi anlatabilir miyim onu da bilmiyorum. Aslında genel anlamda saklamayı düşünmediğim bir konuydu. Ama annemin akrabalarımdan gizlediğini ve beni sıkı sıkı tembihlediğini fark edince anlatmamam gerektiğini düşündüm.

Sadece şunu söyleyeyim o zaman. Yaklaşık bir aydır doktor doktor geziyorum. Saç dökülme ve sivilce problemi yaşamaya başlamıştım. Onun için gittiğim doktor beni başka bir bölüme gönderdi. Onlarla uğraşıyorum. Azıcık moral bozucu. Elime saç tutamları geldikçe canım sıkılıyor. Ama çok da kötü bir hastalığım yok. Sadece ben hasta olmayı sevmiyorum. Biraz mızmız bir kıza dönüşüyorum. Mesela bugün kan aldırdım ama o kan alınan kolumu hala kullanmıyorum. "Şişti acıyor." diye diye dolanıyorum. 

Oldum olası hastalıklardan hoşlanmam. Küçükken kusmam için annemin verdiği yoğurt kabıyla şu an bu yazıyı yazarken oturduğum kanepede hastalığımı geçirirdim. Annem nişasta hazırlardı onun içine petibör kırardım. O zamanki sızlanmalarımla şimdiki sızlanmalarım arasında pek de bir fark yok. Sadece annemi sayıklamam biraz daha az. Doktorum bile artık beni tanıyordu. Ve kesin bana cinslik yapmak için sürekli iğne verirdi. Acillerde minnoş popomu tutarak gezmekten canım çıkardı. Ah ah... Sanırım zayıf bünyeye sahip olmanın sonuçları bu. Bir de idrar yolları iltihabım var. Onu da yaz kış çekiyorum. Son zamanlarda bu konuda biraz daha az sıkıntı yaşıyorum. Şimdi bulantı, üşütme tarzı hastalık falan değil ama kadınsal hastalıklardan biri desem bence sorunumu anlarsınız.


Tedavi süreçlerini de sevmem. Çünkü motivasyonu çok çabuk düşen bir insanım. Sabah mutluyken akşam mutsuz olabilirim. Kararlarım nettir ama işte şu duygu değişimlerim biraz hızlı nedense. Motivasyonum düşmeye çok meyilli olduğu için de uzun tedavi süreçlerine gelemiyorum. Hemen olsun bitsin, havasındayım sanırım biraz. Bu konuda anneanneme çekmişim. O da hemen ilaç içtiğinde iyileşmeyi bekler. İşte benim o kadar olmasa da birazcık iyileşme konusunda ona benzemişim. Ben on günlük antibiyotiklere, ilaçlara dayanamazken bir senelik ilaçlar verildi. Saç dökülme sorunum için vitaminler, spreyler, şampuan ve serumlar kullanacağım. Bunlar bana zamanla etki edecekmiş. Eder mi bilmiyorum ama doktoruma güveniyorum işte.

Daha okul dönemine başlamadım. Döneme başlayınca daha güzel ve eğlenceli yazılar yazabilirim diye düşünüyorum. Bu sıkıcı halimi inanın ben de sevmiyorum. İşte son bir ayda tam olarak ne yazacağımı bilemeyerek geçirdim. Ve sonra bilgisayarım bozuldu. O da tamirden gelince hemen bunları yazmaya oturdum. İnsan alışınca yazmayı gerçekten istiyormuş. Aklıma bin tane konu geldi. Yazmak istediğim konular bir anda beynime doluştu. Ve şu anda hiçbiri yok. Neden böyle oluyor anlamıyorum ama bir şekilde düzene gireceğim.

Son olarak sağlığınızdan önemli hiçbir şey yok. Ben her şeyi stres yapıp, saatlerce onun üzerinde düşünürdüm. Ama artık o huyumu bırakmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman "Amannnn" diyen insanlardan biri olamadım ama en azından saatlerce düşünme huyumu biraz azaltmaya çalışacağım. Çünkü bu yaptığım stresler, saatlerce düşünmelerim ve olanlara üzülüp durmam benim sağlığımı bozuyormuş. O yüzden siz benim için kendinize iyi bakın. Ve bana dua edin bir an önce iyileşeyim.

Öpüldünüz.