14 Ocak 2018 Pazar

Ulaşılmaz ve Ön Yargılı

"Öz güven" denilince akla gelen en son isim benim. Bu konu kesinlikle tartışmaya kapalı bence. Bu yazımda size başımdan geçen bir olayı anlatacağım ve o olay üzerinden devam edeceğim. Okuldaydım, ders notumu temize çekerken telefonuma bir mesaj geldi. Benimle tanışmak isteyen birisiymiş. En yakın arkadaşım, hala bir isim listesi oluşturamadım, "Sor bakalım kimmiş?" dedi. Biraz da tersleyerek konuşmamı istedi.

Ben hiçbir zaman insanları tersleyen biri olamadım. Her şeye teşekkür eden, soru sorulduğunda cevap verip yardımcı olan, iyimser düşünen biriyim. Sanırım iyimserlik yönüm babama çekmiş. Çünkü babam da herkesin iyi yanlarını görür. Darbeyi alana kadar akıllanmam.

O yüzden çocuğu terslemedim. Konuşmanın sonunda o beni tersledi desem daha mantıklı olur. Kim olduğunu sorduğumdan sonra fakülteden biri olduğunu ve tanışmak istediğini söyledi. Sanki ben onun fakülteden olduğunu anlamamışım gibi. Beni nereden bulduğunu sordum.

Hatırlatma olsun diye buraya ekleyeyim. Ben şu an artık yıl öğrencisiyim. Yani okulda pek arkadaşım yok. Hatta hiç arkadaşım yok. Arkadaşlarım mezun oldu. Sadece derslerine girdiğim sınıflar var ama o insanlarla muhabbetim hiç yok denecek kadar az. Son haftalarda biraz konuşmaya başlamıştım ama bu olay çok daha önceden yaşanmıştı. Yani o çocuğun benim adımı öğrenmesi biraz zordu. Farklı bölümdeydi, muhtemelen benden küçüktü. En yakın arkadaşımın da kalkıp benim adımı söylediğini sanmıyorum. Çünkü o çocuktan en başta haz etmediğini ve terslememi bile söyledi.

Bana göz kırpan gülücük bulunduran bir mesaj atıp beni bulduğu için şanslı olduğumu ve başka bir şeyin önemli olmadığını söyledi. Üzgünüm ama göz kırpan gülücük beni bir erkekten iten bir şeydir. Hele de ilk dakikada. Ben bu kadar soğukken, yapılmaması gereken ilk şeydir. Sınıf arkadaşlarım bile bana önce sizli bizli konuşurken bu laubali tavrı olumlu karşılayamazdım. Hele bir de şanslı olduğumu söylemesi ayrı bir sinir bozucuydu. Mesajın gerçekten bana ulaştığını, ulaşabildiğini birkaç kere okuduktan sonra fark ettim. O, kendini beğenmiş çocuk gerçekten de bana öyle bir mesaj atabilme cesaretini göstermişti.

Bu hissettiklerime rağmen onu terslemedim ve kendisiyle konuşmak istemediğimi söyledim. En yakın arkadaşım hala ona sövmem konusunda baskı yapıyordu. Ama ben küfür edemeyen bir kadınım. Üzgünüm ama bir çocuk yüzünden çizgimden çıkamazdım.

İkna etmeye çalıştı ama başaramadı. Zaten o sırada bir hocamın odasının önünde bekliyordum. Sinirlerim bozuktu. Hocanın pozitif havasında olması için dua ediyordum.

Ara konuşmayı gerçekten hatırlamıyorum. O sırada hiç umursamamışım sanırım. Son cümlesini hatırlıyorum sadece.

"Senin gibi ön yargılı bir kızla olmazdı zaten."

Ve engelledi.

Keşke ben engelleseydim. Böyle birkaç kişinin sildiği ve engellediği saçma bir dönem geçirdim. Hepsi görüp görebileceğiniz en saçma nedenlerdendi. Bazı erkekler fazla çocuk.

Şimdi o cümleye gelirsek. Ben o çocukla maksimum ne olabilirdim ki? Ön yargılı insan kategorisine kesinlikle girdiğimi düşünmüyorum. Hatta bunu anlattığım arkadaşlarım bu duruma çok güldüler. Sapık gibi kendisini egoist ve aranılan, peşinden koşulan erkek gibi gösterip önce bana göz kırpan gülücük atıp sonra bana "baktığı" için şanslı olduğumu söyleyen birinin böyle bir şeyi söylemesi sizce de çok anlamsız bir hareket değil mi?

Bu olay kapandı. Sonra çocuğu bir daha gördüm mü bilmiyorum. Muhtemelen görmüşümdür ama ben kör biriyim. Yani bakarım ama görmem. Bu kısma da değineceğim. Çocuğun yüzünü incelememiştim bile. Haaa. Bir kere gördük ondan eminim. En yakın arkadaşım göstermişti. Hatta bu engellendiğim günün ertesi günüydü.

Arkadaşımla kafede ders çalışıyorduk. Arka masamızda bir doğum günü kutlaması vardı. Doğum günü sahibi daha gelmemişti, arkadaşları anca hazırlanıyordu, her zamanki olaylar işte. Birkaç masa birleştirilmişti. Bir çocuk vardı ama nasıl gülüyordu arkamda anlatamam. Benim sırtım dönüktü onlara. Ama nasıl kan beynimde atıyor. Zaten migrenim vurdu vuracak, bir de o çocuğun sesi kanıma dokunuyordu. Kafelerde çevrem rahatsız olmasın diye hareketlerimi ve tavrımı sakin tutmaya çalışırım. Kendime yapılmasını istemediğim şeyleri başkalarına yapmayı sevmem kısacası.

"Ben bu çocuğu boğarım kim bu ya?" dedim. En yakın arkadaşım kafasını kaldırıp baktı. Sonra yeniden baktı. Ardından bana "Spotty şu dünkü çocuğun profil fotoğrafını açar mısın?" dedi.

Ve işte o an benim jeton düştü. Çünkü benim şansım böyledir sevgili dostlarım. Koca şehirde böyle dip dibe gelirim istemediğim insanlarla.

Gösterdim. "Spotty bu çocuğun gömleği bile aynı bu fotoğraftakiyle." dedi. Teşhis konuldu. Evet oymuş. Kısacası ya gerçekten de ayı gibi gülüyor ya da bana kendisini göstermeye çalışıyor. "Bak ben harika bir erkeğim. Beni kaçırdığın için ezik olan sensin. Hahahahaha." demeye çalıştı bilmiyorum. Ortamlarında o kadar anıracak bir durum yoktu. Neyse. Çocukluk işte.

Şimdi benim hakkımda bazıları ulaşılmaz biri olduğumu söylüyorlar. Duvarları olan, insanları inceleyip sonra hayatına sokan biri yani. Bazıları da, bu anlattığım kişi gibi, ön yargılı olduğumu düşünüyor. Şimdi kendimi aklamak için değil bu yazım. Aslında aklanacak bir yanım da yok. Yazmak istedim yazdım. Çünkü benim için saçma ve çocukça bir olaydı.

Ama yine de ön yargılı olmayı pek istemiyorum. Tamam insanlardan bazen, bazı hareketlerinden dolayı soğuyorum ama ön yargılı olduğumu düşünmüyordum. Ulaşılmaz olmak istiyor muyum diye düşünürsem. Evet sanırım istiyorum. Çünkü insanlar yakınıma gelince işler hiç iyi gitmiyor. Yine de bana her soru sorana cevap veriyorum. Herkesle tanışıp, sohbet ediyorum. Hani insanlara kötü de davranmıyorum neden bir şeyleri hoşuma gitmediğini söylediğimde ön yargılı kişi ben oluyorum anlamıyorum. Herkes benim tüm ters yanlarımı söylerken sorun olmuyor ama ben karşı tarafa bana ters gelen yanlarını söylemediğim halde ön yargılı damgası yiyorum.

Sanırım haftaya bir diğer ön yargı barındıran bir yazı yazacağım. Tabi bir nedenden dolayı tepki koymam ön yargı ise.

Not: Az kalsın zinicirimi kırıp bu hafta yazı yazmıyordum. Ama zincirimi kırma düşüncesi beni rahatsız etti ve haftanın bitmesine son bir saat kala bu yazıyı bitirdim ve yayınlıyorum.

Öpüldünüz.

6 Ocak 2018 Cumartesi

Bakarsan Bağ Bakmazsan Dağ Olurmuş

Aradaki açığı kapatmak için şimdi biraz eskilere döneceğim. Merak etmeyin günümüzden öyle de çok uzaklaşmayacağım. Sadece yeni kişilerden bahsedeceğim. Sanırım bu yazı tek kişiye ait olacak ama olsun. Bunlar mühim konular. Birlikte taktik konuşacağız. Ki ben, yani flört konusunda uzman olduğunu düşünen Spotty'niz meğersem bu konuda sıfır bilgiye sahipmiş. Sanırım sadece platonik aşık olma konusunda iyiyim. Evet başlayalım hadi. Heyecanlandım.

Şaşılacak şey değildir benim platonik olmam. Ama olayın ilginç boyutu çocuğun bana başta mal mal bakıp, şimdi kendisini saçma sapan triplere sokması. İşte şimdi bunu analiz edeceğiz. Taktik mi, çocuk mal mı, yoksa ben mi çok alınganım? Bu arada yeni yıla blog yazısı yazdıktan sonra "Oleyy işte blog yazarak yeni yıla girdim. Hadi tüm yıl blog yazayım lütfen. Ama okulu da bitireyim nolurrrr." diyerek girdim. Hadi bakalım hayırlısı.

Ben bu çocuğa bir isim bulamadım daha. Bulduktan sonra alt panele isim listesi hazırlamaya karar vereceğim. Hem size hem bana bu iş zor olacak diye. Umarım artık kafamız karışmaz. 

Bu çocukla senenin başında arkadaşımın "Spottyyyyy çocuk resmen içine düştü görmedin mi?" demesiyle tanıştım. Tanıştım derken gerçek anlamda değil. Durun daha oraya da geleceğim. Ne kadar acelesi bir insana dönüşmüşüm hemen her şeyi yazmaya çalışıyorum. Çocuğu ilk gördüğümde görmedim. Arkadaşımla okulun koridorunda gidiyorduk. Sonra arkadaşım sınıfa girip beni bekleyeceğini söyledi. Ben de bininci suyumu içtiğim için tuvalete gidecektim. Neyse çocuk o sırada bana bakmış. Ama baya bakmış. Yoksa arkadaşım beni öyle şeylerde dürtmez. Çünkü sevmiyorum dikizlenmeyi. Hatta bende ters teper. *Keşke yine ters tepseymiş. Hatta keşke onu eşek tepseymiş.*

Çocuğu ikinci görüşümde gerçekten de arkadaşımın dediği kadar olduğunu fark ettim. Çünkü çocukla göz göze geldiğim halde çocuk gözünü çeken taraf olmadı. Üstelemedim durumu. İlk kez öyle biriyle karşılaştım ama olabilir diye düşündüm. Üstüme de almadım. 

Ama bu üstüme almama olayını nasıl benimsediysem gerçekten de bu durum beni hiç etkilemedi. Arkadaşım bana her seferinde söyledi durdu ama "Bana ne bakacak ya?" dedim. Çocuk bana bakabilir evet ama ben bana bakmayacağını benimsemişim. Neden benimsedim derseniz de şöyle söyleyeyim. Biliyorsunuz hiç sevgilim olmadı. O yüzden hayatıma "Ben platonik ve flörtle devam edeceğim." demeye başladım. Hatta bunu da kabullendim. Artık o yüzden çevremdekileri görmüyorum.

Ama bir bakış, iki bakış derken ben ciddi ciddi bunu üzerime alınmaya başladım. Ya çocuk herkese böyle bakıyor ya da şaşı. Ha belki gözlüklerinden dolayı beni görmüyor da olabilir. Yakını mı uzağı mı net göremediğini daha anlayamadık.

Çocuğu çaktırmadan izlemeye başladık. Hatta izlerken pek çok kere yakalandık. Daha geçen gün sınavda yakalandım. Bunu anlatmaya dilim varmıyor ama elim varacak. Hani hangi ara dikizleyen taraf ben oldum çözemedim. Bakmaya devam ettiğinde "Herhalde kaçıncı sınıf olduğumu anlamaya çalışıyor." dedim. Ama baktım bakmaya devam ediyor. Sonra bir anda bakan taraf ben oldum. İşte bu kısımdan sonrasını gelecekteki yazıma bırakıyorum. O zamana kadar tam olarak hangi anıyı anlatsam diye düşüneceğim. Muhtemelen kendi saflıklarımı anlatacağım.

Ama size şunu söyleyeyim. Bence karşı tarafa bakıp bakıp ona kendisini gösterdikten sonra sanki o bakıyormuş gibi davranmak da bir taktik olsa gerek. Yoksa çocuğun şaşı olma ihtimali gerçekten çok yüksek. Bunun başka bir açıklaması yok.

Yazı daha fazla uzamasın diye burada kesiyorum. Sanırım bu haftalık bir yazı olayını başaracağım. Mesela bugün aslında yazı yazmaya çok üşendim. "Saat geç oldu moduna geçtim." ama sonra "Ertelersem sonsuza kadar ertelerim." dedim ve masa başına geçtim. Blogu da düzenlersem bu iş tamam. Sonra da asıl olaylara devam edebileceğim. 

Öpüldünüz.

31 Aralık 2017 Pazar

Geri Dönsem Beni Affedebilir misiniz?

Merhaba. Aslında biraz endişeli yazıyorum bu yazıyı. Uzun zamandır aklımda tüm söylemek istediklerimi toplamaya çalıştım. Nasıl özür dileyeceğimi, geri dönmek istediğimi ama aynı zamanda da kabul edilip edilmeyeceğimi. Ama şu an aklımdaki tüm cümleler uçtu gitti. Boşa düşünmüşüm yine her zamanki gibi. O yüzden biraz boş çene çalabilirim ama kesinlikle konuyu dağıtmayacağım.

Biliyorsunuz ben bir kişisel blog yazarıyım. Anonimim evet ama o gerçekten anonim olabilenlerden değilim. Instagramda bir kız buldum inanın kızın binlerce takipçisi var ama biri bile onu tanımıyor. Muhteşem bir şey ama nasıl başarmış inanın çözemedim. Kız cevap da vermiyor zaten. Sordum ama yanıtlamadı uyuz şey. Neyse. Ben zamanında fazla hata yaptım çok açık verdim. Yıllardır benimle olan okuyucularım muhtemelen beni tanıyorlar. Ama neyse ki hiçbir yerde beni açığa vurmadılar. Lütfen beni gizli tutmaya devam edelim. Ha gerçi açığa çıksam ne olur diye düşününce üç gün "Açığa çıktım, çevremdeki herkes hakkında atıp tuttum ne yapacağım, karşıma geçip hesap sorarlarsa?" diye ağlarım ama sonra geçer gibime geliyor. Ha bir daha yazamam orası ayrı konu tabi. Neyse kötüyü çağırmayalım. Ben daha fazla bu konuyu deşelemeden devam edeyim.

Kişisel bir blog olduğum için aslında yazacak çok fazla şeyim olmalı. Sonuçta her gün ufak da olsa insan bir olay yaşıyor. Konusuz kalmak biraz zor oluyor. Ve son zamanlarda şunu fark ettim. Yazacak çok fazla olayım var ve ben yazmadıkça daha fazla dolmaya başladım. 

Lisede korkunç bir sınıftaydım. Gerçekten kusuruma bakmasınlar ama hiçbirini övemeyeceğim. Onlar yüzünden öz güvenim sarsıldı, bedenimden nefret ettim, kendimi sevmeyi bıraktım. Sonra da bloguma sığındım. Ve muhteşem geri dönüşler aldım. Ve şimdi sekizinci senemize girmek üzereyiz.

Sekiz senede çevremde bir tek ailem ve sizler değişmediniz. Burada kah ağladım, kah güldüm, kah sinirlendim. Genelde sinirlendim. Ama siz beni her zaman sevdiniz, yorumlarınızı eksik etmediniz.

Halbuki blogu ilk açtığımda sadece kendi kendime yazmayı hedeflemiştim. İçimi dökecek, bağırıp çağırıp kendim olacaktım. Burada sadece ben olacaktım, çevremdeki kimse bana müdahale edemeyecekti. Evet bunu başardım. Ve bu blogu açtığım için kendimi tebrik ediyorum.


Eğer izin verirseniz ben affınıza sığınarak buraya geri dönmek istiyorum. Blogumu ve sizi çok özledim. Yaşadıklarımı anlatıp sonra rahatlamayı özledim. Yorum okumayı ayrıca özledim. Ve bir planım var. Artık haftada bir yazı yazacağım. Ve bunu hiçbir zaman ihmal etmeyeceğim. Tüm hafta yaşadıklarımı biriktirip haftanın sonunda -muhtemelen ya cumartesi ya da pazar günü- buraya yazacağım. Yazmaya alışan biri yazmayı bıraktığında gerçekten derin bir boşluğa düşüyor. Ve ben o boşluktan artık çıkmak istiyorum.

Sınavlarım bittikten sonra bloga yeni bir tema hazırlayıp yine yazmaya devam edeceğim. Umarım siz de burada olursunuz ve beni kucaklarsınız.

Bu arada birkaç mail almışım. Belki mail atmadan aynı soruları düşünenler varsa onları aydınlatmak istiyorum.

Blogumun sosyal medya hesapları var ama maalesef ben şifrelerini hatırlayamadım. (Özellikle Instagram'ı hatırlamıyorum.) Neden açtım onu bile hatırlamıyorum. Çünkü telefonumdan hangi sosyal medya hesabımı açsam anında benim ismime olanlarla bağlıyor ve o kişilere benim bu hesaplarımı önermeye başlıyor. Bu nasıl düzeltiliyor bilmiyorum. Sanırım öğrenene kadar blogumun hesaplarını kullanamayacağım. Yine de buraya bırakıyorum. Mail adresimi ise sürekli kontrol etmeye çalışıyorum. O yüzden özel olarak tanışmak isteyen, derdini özelden anlatmak isteyen oradan bana ulaşabilir.

Instagram: @spot.isigini.arayan.kiz (22 yaşımda kalmışım. Keşke hep öyle kalsaydım.Diğer hesabımla eşitlenmezse kullanacağım. Ya da kapatırım belli olmaz. Güncelleme: Hesabımı açtım sonunda.)
Twitter: @spotty_blog (Bu hesabıma geçen gün girmiştim. Şu gizlilik meselesini çözersem kullanırım belki. Ama kapatabilirim de.)
Mail adresim: spot.isigini.arayan.kiz@hotmail.com

Yeni yılın hepinize huzur, mutluluk, sağlık ve başarı gibi tüm güzel şeyleri getirmesini diliyorum. Haftaya görüşürüz.

Öpüldünüz.