Ana içeriğe atla

Her Şeyin Başı Sağlık

Tam olarak neyi anlatsam, nasıl anlatsam bilemiyorum. Ve hayatımda olan o şeyi anlatabilir miyim onu da bilmiyorum. Aslında genel anlamda saklamayı düşünmediğim bir konuydu. Ama annemin akrabalarımdan gizlediğini ve beni sıkı sıkı tembihlediğini fark edince anlatmamam gerektiğini düşündüm.

Sadece şunu söyleyeyim o zaman. Yaklaşık bir aydır doktor doktor geziyorum. Saç dökülme ve sivilce problemi yaşamaya başlamıştım. Onun için gittiğim doktor beni başka bir bölüme gönderdi. Onlarla uğraşıyorum. Azıcık moral bozucu. Elime saç tutamları geldikçe canım sıkılıyor. Ama çok da kötü bir hastalığım yok. Sadece ben hasta olmayı sevmiyorum. Biraz mızmız bir kıza dönüşüyorum. Mesela bugün kan aldırdım ama o kan alınan kolumu hala kullanmıyorum. "Şişti acıyor." diye diye dolanıyorum. 

Oldum olası hastalıklardan hoşlanmam. Küçükken kusmam için annemin verdiği yoğurt kabıyla şu an bu yazıyı yazarken oturduğum kanepede hastalığımı geçirirdim. Annem nişasta hazırlardı onun içine petibör kırardım. O zamanki sızlanmalarımla şimdiki sızlanmalarım arasında pek de bir fark yok. Sadece annemi sayıklamam biraz daha az. Doktorum bile artık beni tanıyordu. Ve kesin bana cinslik yapmak için sürekli iğne verirdi. Acillerde minnoş popomu tutarak gezmekten canım çıkardı. Ah ah... Sanırım zayıf bünyeye sahip olmanın sonuçları bu. Bir de idrar yolları iltihabım var. Onu da yaz kış çekiyorum. Son zamanlarda bu konuda biraz daha az sıkıntı yaşıyorum. Şimdi bulantı, üşütme tarzı hastalık falan değil ama kadınsal hastalıklardan biri desem bence sorunumu anlarsınız.


Tedavi süreçlerini de sevmem. Çünkü motivasyonu çok çabuk düşen bir insanım. Sabah mutluyken akşam mutsuz olabilirim. Kararlarım nettir ama işte şu duygu değişimlerim biraz hızlı nedense. Motivasyonum düşmeye çok meyilli olduğu için de uzun tedavi süreçlerine gelemiyorum. Hemen olsun bitsin, havasındayım sanırım biraz. Bu konuda anneanneme çekmişim. O da hemen ilaç içtiğinde iyileşmeyi bekler. İşte benim o kadar olmasa da birazcık iyileşme konusunda ona benzemişim. Ben on günlük antibiyotiklere, ilaçlara dayanamazken bir senelik ilaçlar verildi. Saç dökülme sorunum için vitaminler, spreyler, şampuan ve serumlar kullanacağım. Bunlar bana zamanla etki edecekmiş. Eder mi bilmiyorum ama doktoruma güveniyorum işte.

Daha okul dönemine başlamadım. Döneme başlayınca daha güzel ve eğlenceli yazılar yazabilirim diye düşünüyorum. Bu sıkıcı halimi inanın ben de sevmiyorum. İşte son bir ayda tam olarak ne yazacağımı bilemeyerek geçirdim. Ve sonra bilgisayarım bozuldu. O da tamirden gelince hemen bunları yazmaya oturdum. İnsan alışınca yazmayı gerçekten istiyormuş. Aklıma bin tane konu geldi. Yazmak istediğim konular bir anda beynime doluştu. Ve şu anda hiçbiri yok. Neden böyle oluyor anlamıyorum ama bir şekilde düzene gireceğim.

Son olarak sağlığınızdan önemli hiçbir şey yok. Ben her şeyi stres yapıp, saatlerce onun üzerinde düşünürdüm. Ama artık o huyumu bırakmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman "Amannnn" diyen insanlardan biri olamadım ama en azından saatlerce düşünme huyumu biraz azaltmaya çalışacağım. Çünkü bu yaptığım stresler, saatlerce düşünmelerim ve olanlara üzülüp durmam benim sağlığımı bozuyormuş. O yüzden siz benim için kendinize iyi bakın. Ve bana dua edin bir an önce iyileşeyim.

Öpüldünüz.

Yorumlar

  1. Geciktin ama geldin, hoş geldin. Allah şifa versin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet gitmeye artık niyetim yok. Baş şişirmeye devam edeceğim. :)

      Sil
  2. geçmiş olsun şeker :) umarımm hemen iyileşirsin :*

    YanıtlaSil
  3. nasılsın şimdi, noldu saçların.

    YanıtlaSil
  4. Eğer rahatsızlığını doğru anladıysam aynısını ben de geçirdim canım, geçip gidiyor merak etme. Çok geçmiş olsun :(

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

"Bloguma beklerim." tarzı yorumları onaylamıyorum. Burası bir reklam panosu değil. Siz beni takibe aldığınızda ben zaten blogunuza geleceğim. Özel istekte bulunmanıza gerek yok. Eğer "illa reklam yapacağım" diyorsanız mail yoluyla ulaşın.

Bu blogdaki popüler yayınlar

8 Sene Olsun 80 Sene

Neredeyse dokuzuncu senemize giriyoruz. Eylülde dokuzuncu olacak inşallah. Bugün günlüğümü parçalara ayırırken birkaç anımı okudum. Ne yıkılmalar yaşamışım da ayağa kalkmışım. O sayfaları okurken kendime olan inancım arttı. Tabi aynı zamanda da sinir krizlerine girdim.
Ama tek bir şey fark ettim. Etrafımdaki erkeklerden çok daha cesurmuşum. Kendimi bu noktada alkışlamak istiyorum.
Günlüğüme yazmadığım ama burada anlattığım -tabi daha sonra bulunma korkusuna imha ettiğim- bir sürü anım daha var. Blogumla birlikte büyüdüğümü hissetmek beni daha da mutlu etti. "İyi ki bu blogu açmışım." dedim. Günlüğümde blogumdan fazla bahsetmezdim. Hatta neredeyse hiç bahsetmezdim. Ama bir güne şunu yazmışım: "Blogumu tam 52 kişiye ulaşmış. Bunun benim için anlamını kelimelere bile dökemiyorum." 
Blogum bugün tam 649 kişi. Okuyorlar veya okumuyorlar önemli olan sayılar değil aslında. Ben belki de ilk kez bir yere içimi bu kadar açtım. İlk kez tanımadığım bir sürü kişiyle sohbet ett…

Senin Sevdiğin mi, Seni Seven mi?

"Spotim ne zamandır platonik aşık olmuyor?" diyen biri oldu mu içinizde? Olduysa şunu söyleyeyim tam bir aydır platonik aşıktım. Ama ne oldu? Şimdi içimde kırıntı bile bırakmadı. Ha enkaz bıraktı mı? Sayılır. Güven bıraktı mı? Asla. Bir daha bir erkeğe güvenir miyim? Sanmıyorum. Ama yine de büyük konuşmamak gerek. Detaylara fazla girmeyeceğim. Çünkü bir anlamı yokmuş aslında. Halbuki onu bana geçen hafta sorsaydınız buraya uzun bir yazı bırakabilirdim. "Şunu yaptı.", "Bunu dedi." falan diye. Fakat artık söylemek istediğim tek bir şey var. "Kız arkadaşı varmış." Biz konuşurken mi vardı, yeni mi oldu bilmiyorum ama eğer tahmin ettiğim kızsa onun gözünde seçenek olarak tutulmuşum. Kız bakmazsa belki Spotiye dönerim hesabı. İşte kendime yediremediğim şey bu. Kız güzel. Güzel ama içi boş. Ve ben içi boş insan sevmem. Çocuğun da içinin boş olduğunu bu kız sayesinde anladım. Çünkü inanın o seviyedeki bir kızla nasıl erkekler takılır iyi biliyorum. Kız…

Üzgünüm Bayım Sizi Hissetmiyorum

Bir insandan ne zaman soğursunuz? Ben genelde tek yanlış durumda soğurum. Ha birden kesilip gitmem ama uzaklaşırım. Sonra zamanla o uzaklık daha da açılır. Zamanında çok fazla alttan aldığım için böyle olduğumu düşündüm. Ama tabi bahaneler gerçekleri değiştirmiyor. Sanırım ben her zaman yalnız kalacağım. 
Geçen bir yazımda bir çocuktan bahsetmiştim. Evet anlattıkça büyüyormuş ama görünce küçülüyormuş. Denedim onayladım.
Çocuğun sanırım sevgilisi varmış. Sanırım da demek istemiyorum bence var. İsminin sonuna "-im" eki eklediği, twitterda sürekli favorilediği bir kız. Peki onun sevgilisi olduğunu nereden çıkardım oraya gelelim. 
Benim çevremde erkek arkadaşlarım var. O yüzden hemen "Oooo kesin sevgilisi." moduna hiçbir zaman girmedim. Çünkü düşününce o zaman benim de sevgilim var. Neyse geçen en yakın arkadaşımla bu çocuğun ortak bir dersi varmış. O derste çocuk arkadaşımın yanına geçmiş. Telefonunu da onun görebileceği şekilde kızın gözünün önüne ekranı açık olarak…