11 Mart 2018 Pazar

Üzgünüm Bayım Sizi Hissetmiyorum

Bir insandan ne zaman soğursunuz? Ben genelde tek yanlış durumda soğurum. Ha birden kesilip gitmem ama uzaklaşırım. Sonra zamanla o uzaklık daha da açılır. Zamanında çok fazla alttan aldığım için böyle olduğumu düşündüm. Ama tabi bahaneler gerçekleri değiştirmiyor. Sanırım ben her zaman yalnız kalacağım. 

Geçen bir yazımda bir çocuktan bahsetmiştim. Evet anlattıkça büyüyormuş ama görünce küçülüyormuş. Denedim onayladım.

Çocuğun sanırım sevgilisi varmış. Sanırım da demek istemiyorum bence var. İsminin sonuna "-im" eki eklediği, twitterda sürekli favorilediği bir kız. Peki onun sevgilisi olduğunu nereden çıkardım oraya gelelim. 

Benim çevremde erkek arkadaşlarım var. O yüzden hemen "Oooo kesin sevgilisi." moduna hiçbir zaman girmedim. Çünkü düşününce o zaman benim de sevgilim var. Neyse geçen en yakın arkadaşımla bu çocuğun ortak bir dersi varmış. O derste çocuk arkadaşımın yanına geçmiş. Telefonunu da onun görebileceği şekilde kızın gözünün önüne ekranı açık olarak bırakmış. Sürekli mesajlaşıp, bir şeyler yazıp bırakmış yine yerine. Ekran kilidine telefon geçmemiş. Arkadaşım da doğal olarak biraz sinirlenmiş. Gözümün önünde ders dinlememe engel olacak şekilde telefon bıraksalar ben de çok sinir olurum. Ki arkadaşımın telefonu bile onun telefonu kadar kendisine yakın değilmiş. Sonra bir mesaj gelmiş. Çocuk mesaja bakmamış. Ama ekran kararmadığı için benim arkadaşım sinirlenip ekranın kararmasını beklemiş. "Sınıfı çocuğun telefonu aydınlattı resmen." dedi. Ekran ışığı da en sona kadar açıkmış. Siz düşünün arkadaşıma gelen siniri. Sonra arkadaşım ekranın kapanması için artık dönüp önündeki telefona bakmış. Telefonda gelen mesaj açık, o kızın sonuna "-im" eki gelerek yazılmış ismi altında da ok yazan bir mesaj. Arkadaşım telefona boş bir şekilde bakıp yeniden önüne dönmüş. Bizim kız hiç tepki vermez. Telefona da sarılmamış bana durumu anlatmak için. Çocuk da arkadaşımın baktığını artık anlayınca telefonun ekranını kapatmış. Arkadaşım bunu çocuğun bilerek yaptığını düşünüyor. İmza listesinde arkadaşımın ismine de kendisi ve arkadaşı tüm dikkatlerini vererek okumuşlar. Sonra fısır fısır bir şeyler konuşmuşlar. Bunlar bir şey denediler ama ne denediler anlamadım, dedi arkadaşım. Ama ben hiçbir şey düşünemedim. Erkekler düz yaratıklar diyorlar ama ben düz değilim. Bin tane şey düşünebilirim. O yüzden düşünme işini iki arkadaşıma bırakıp kenara çekildim. 


Sandığımın aksine üzülmedim. Sinirlenmedim de. Ha eğer sevgilisi olmasına rağmen böyle içe düşecek şekilde kızlara bakıyorsa bu onun adi kişiliğinin bir göstergesidir. Öyleyse bunu şimdi gördüğüme sevinirim. Ama biraz eğlencesine takılıyordum sanırım. Çünkü platonik heyecanını severim. "Baktı mı?", "Bakacak mı?", "Bir şey diyecek mi?", "Görecek miyim?"... Bunlar güzel heyecanlar. Ama ciddi heyecanlar değil, bir süre sonra geçiyor.

Peki sonra ne oldu? Okula başladım. Bu yüzden anlatacak bir iki anım daha var. Onları da not aldım diğer yazımın konusu, son dakika daha fazla yazmak istediğim bir olay olmazsa, hazır olacak yani. 

Okulda karşılaştım. Karşılaşmayı beklemiyordum. O gün ikinci öğretimle dersim yoktu. Arkadaşımın dersi bitene kadar bir arkadaşımla okulda oturup sohbet etmek için biraz daha kalmıştım. İkinci öğretimler gelmeden de okuldan ayrıldık. Ama arkadaşım dersten çıkıp yanıma geldiğinde, ben atkımı takarken o çocuk ve arkadaşı fakülteye geldi. Önce bakmadım. Neyse ki önce biz görüyoruz içeriye gelenleri. Sonra arkadaşıma dönerken kafamı kaldırdım ve göz göze geldim. Pişkin pişkin gülüyordu. İfadesiz bir şekilde arkadaşımla konuşmaya devam ettim. Zaten bir tepki vermek de gelmedi içimden. Hissetmedim. Önceden hissettiğimi düşünmüştüm ama şimdi bu boşluk bana garip geldi. Önceden de hissettiğimi sanıp hissetmemiş olabileceğimi düşündüm. Ama çocuğun bana bakarken gülmesi sinirimi bozmadı değil hani. Ama sırf sevgilisi olup böyle bir pişkinlik yaptığı için sinirlendim. 

Ah.. Bu arada okulda o çocuğa benzeyen bir çocuk daha var. En yakın arkadaşım beni uyardı o çocuğu gördüğümde hemen diğerini gördüğümü sanmamam için. Ve gerçekten de çok benziyorlar. Ha benzettiğimiz daha uzun boylu ve biraz daha iri ama gerçekten çok benziyorlar. İkisinin arasında kıyafet ve yapı farkı dışında bir fark daha var. Benzettiğimiz çocuk diğeri gibi insanı yiyecek gibi bakmadan efendi gibi önüne bakıp geçiyor.  

Neyse bu haftam böyle geçti. "Sanırım ben evde kaldım. Kimseyi hissetmiyorum." diye gezdim etrafta. Büyüdükçe istek ve beklentilerim mi değişiyor bilmiyorum ama şu sıralar kalbim gerçekten bomboş. Ve bu alıştığım bir durum değil. Karşılık beklemeden sırf heyecan olsun diye beğendiğim bir çocuk yok bu defa. Umarım bu kötü bir şey değildir. En yakın arkadaşım bana "Alttan almak, görmezden gelmek istemediğin için soğuyorsun." diyor. Birini sevdiğimde bazı şeyleri görmezden gelmem gerekiyormuş. Benim korkum o görmezden gelmem gereken şeylerin, ben görmezden geldikçe çığ gibi büyümesi. O yüzden tek bir hata, o hata büyük ve gerçekten aşılamaz bir hata ise, benim yaşamıma da etki edecekse kişiden uzaklaşmayı kendimce doğru buluyorum. Belki, ne bileyim, gerçekten sevdiğim biri çıkarsa görmezden gelmeyi başarırım. Ama dediğim gibi şu sıralar böyle bomboş geziyorum.

Geldi bahar ayları gevşedi gönül yayları, sözünü bu yıl kullanamayacak gibiyim. Ama yine de hayat bu belli olmaz.

Bundan sonra her pazar burada olacağım. Onun da bilgilendirmesini buraya ekleyeyim. Bazen yazacağım çok şey olursa cumartesi de bir yazı ekleyebilirim. Her hafta sonu burada görüşmek dileğiyle.

Öpüldünüz.

28 Şubat 2018 Çarşamba

Her Şeyin Başı Sağlık

Tam olarak neyi anlatsam, nasıl anlatsam bilemiyorum. Ve hayatımda olan o şeyi anlatabilir miyim onu da bilmiyorum. Aslında genel anlamda saklamayı düşünmediğim bir konuydu. Ama annemin akrabalarımdan gizlediğini ve beni sıkı sıkı tembihlediğini fark edince anlatmamam gerektiğini düşündüm.

Sadece şunu söyleyeyim o zaman. Yaklaşık bir aydır doktor doktor geziyorum. Saç dökülme ve sivilce problemi yaşamaya başlamıştım. Onun için gittiğim doktor beni başka bir bölüme gönderdi. Onlarla uğraşıyorum. Azıcık moral bozucu. Elime saç tutamları geldikçe canım sıkılıyor. Ama çok da kötü bir hastalığım yok. Sadece ben hasta olmayı sevmiyorum. Biraz mızmız bir kıza dönüşüyorum. Mesela bugün kan aldırdım ama o kan alınan kolumu hala kullanmıyorum. "Şişti acıyor." diye diye dolanıyorum. 

Oldum olası hastalıklardan hoşlanmam. Küçükken kusmam için annemin verdiği yoğurt kabıyla şu an bu yazıyı yazarken oturduğum kanepede hastalığımı geçirirdim. Annem nişasta hazırlardı onun içine petibör kırardım. O zamanki sızlanmalarımla şimdiki sızlanmalarım arasında pek de bir fark yok. Sadece annemi sayıklamam biraz daha az. Doktorum bile artık beni tanıyordu. Ve kesin bana cinslik yapmak için sürekli iğne verirdi. Acillerde minnoş popomu tutarak gezmekten canım çıkardı. Ah ah... Sanırım zayıf bünyeye sahip olmanın sonuçları bu. Bir de idrar yolları iltihabım var. Onu da yaz kış çekiyorum. Son zamanlarda bu konuda biraz daha az sıkıntı yaşıyorum. Şimdi bulantı, üşütme tarzı hastalık falan değil ama kadınsal hastalıklardan biri desem bence sorunumu anlarsınız.


Tedavi süreçlerini de sevmem. Çünkü motivasyonu çok çabuk düşen bir insanım. Sabah mutluyken akşam mutsuz olabilirim. Kararlarım nettir ama işte şu duygu değişimlerim biraz hızlı nedense. Motivasyonum düşmeye çok meyilli olduğu için de uzun tedavi süreçlerine gelemiyorum. Hemen olsun bitsin, havasındayım sanırım biraz. Bu konuda anneanneme çekmişim. O da hemen ilaç içtiğinde iyileşmeyi bekler. İşte benim o kadar olmasa da birazcık iyileşme konusunda ona benzemişim. Ben on günlük antibiyotiklere, ilaçlara dayanamazken bir senelik ilaçlar verildi. Saç dökülme sorunum için vitaminler, spreyler, şampuan ve serumlar kullanacağım. Bunlar bana zamanla etki edecekmiş. Eder mi bilmiyorum ama doktoruma güveniyorum işte.

Daha okul dönemine başlamadım. Döneme başlayınca daha güzel ve eğlenceli yazılar yazabilirim diye düşünüyorum. Bu sıkıcı halimi inanın ben de sevmiyorum. İşte son bir ayda tam olarak ne yazacağımı bilemeyerek geçirdim. Ve sonra bilgisayarım bozuldu. O da tamirden gelince hemen bunları yazmaya oturdum. İnsan alışınca yazmayı gerçekten istiyormuş. Aklıma bin tane konu geldi. Yazmak istediğim konular bir anda beynime doluştu. Ve şu anda hiçbiri yok. Neden böyle oluyor anlamıyorum ama bir şekilde düzene gireceğim.

Son olarak sağlığınızdan önemli hiçbir şey yok. Ben her şeyi stres yapıp, saatlerce onun üzerinde düşünürdüm. Ama artık o huyumu bırakmaya çalışıyorum. Hiçbir zaman "Amannnn" diyen insanlardan biri olamadım ama en azından saatlerce düşünme huyumu biraz azaltmaya çalışacağım. Çünkü bu yaptığım stresler, saatlerce düşünmelerim ve olanlara üzülüp durmam benim sağlığımı bozuyormuş. O yüzden siz benim için kendinize iyi bakın. Ve bana dua edin bir an önce iyileşeyim.

Öpüldünüz.

25 Ocak 2018 Perşembe

Anlatmayın, Anlattıkça Büyüyor

Geçen hafta evdeki internet problemi yüzünden yazı yazamadım. Problemi sonunda halledince de hemen yazıya geldim. Eh zinciri kırdık ama kırdık diye de yazmayı bırakmayacağım. Kırmamış gibi devam edelim.

Aslında iki gündür pek keyfim yok. Bu sebepleri sırayla anlatacağım. Belki bu hafta geçen haftanın acısını çıkarmak için iki yazı yayınlarım. Daha karar vermedim ama bunu yapmayı düşünüyorum. Hep modum düşükken, aklımda binbir düşünce dolaşırken yazı yazabiliyorum. Genel olarak depresif, mutsuz bir insan izlenimi yarattığımın farkındayım ama gerçek hayatımda öyle biri değilim. Sorunlarımı çevreme yansıtma konusunda başarısızım. Mutsuz olunca çok güzel surat asarım ama kimse de kalkıp "Hayırdır Spotty neyin var?" demezler. Yalnız bırakılınca düzeleceğimin izlenimini yaratıyorum sanırım.

Buraya da pek mutlu olay yazmadığımın farkındayım. Neden bilmiyorum ama mutlu bir olay yaşadığımda bunu yazmak gelmiyor içimden. Belki unuttuğum için belki de geçici bir mutluluk olduğunu düşündüğüm için yazmayı istemiyorum. Bunun daha tam nedenini bulamadım. Ama sırf sizin için bir defter edindim. (Evdeki milyonlarca defterlerimden birini bu amaç için kullanmaya karar verdim. Sonunda boş defterlerimden biri bir amaca kavuştu.) Mutlu anılarımı kısa kısa not alacağım ve böylece yazı başında olunca "Ben mutlu ne olay yaşamıştım?" durumundan kurtulacağım. Çünkü gerçekten şu yazı başına oturunca tüm olumsuzluklar aklıma geliyor "Yazıp kurtulayım." gibi düşünüyorum ve onları yazıyorum. Asıl yazı konusuna gelmeden önce biraz boş konuştum. Ama yazı konusuna da gelmek istemiyorum. Ama gelmem de lazım. Çünkü içimde barındırmak istemiyorum. Kabullenmek de istemiyorum. Neyse hadi başlayalım.


Sanırım birinden hoşlanıyorum. Yani sanırım. Bilmiyorum. Önce öylesine geliştiğini düşündüm. Eğleniyorum sandım. Hani şu "Hisleri canlı tutma." muhabbetleri. "Kişi önemli değil ben bu aşık olma hissini seviyorum." bahaneleri. 

Kişi önemliymiş. 

Geçen yazılarımdan birinde bahsettiğim çocuk. Bakıp bakıp sonra bakmayı kesenden bahsediyorum. Diğer bana mesaj atan çocuğu görsem de tanımam zaten. 

Önemli olan benim bu durumu hala reddetmem. Şunu yazarken bile reddediyorum. Çünkü reddedilmesi gereken bir durum. Böyle saçma iş mi olur?

Şimdi çocuk önce bana baktı baktı durdu. Bana baktığını düşünüyorum ama bir ihtimal daha var bence. Arkadaşıma bakıyor da olabilir. "Spotty sana bakıyor çocuk." diyen arkadaşıma yani. Ve ben hep bu ihtimal üzerine oynadım. "Sınıfımı anlamaya çalışıyordur." dedim. Çünkü her dönemden ders alan sayılı kişilerden biriydim. Onunla hiç aynı sınıfta derse girmedim ama sabah akşam okuldaydım. Ben böyle birini görsem merak ederdim. 

(Yazar burada yazmayı bırakıp diğer sekmede fotoğraf sitelerini gezmeye başladı. Çünkü hala durumu kabullenmiyor. 10 dakika sonra geldi.)

Çocuğun ismini yazın öğrenmiştim. O da sınavdaki imza listesinden. (Stalker bir insan değilimdir aslında. Çok ciddiyim bu konuda arkadaşlarım benden çok daha yetenekli.) Çocuğu geçen aylarda instagramdan takip ettik. Yani istek atmakla kaldık. Çünkü çocuğun profili gizliydi. Arkadaşım anında reddedildi. Beni de reddetti. Sonra sanırım diğer tüm hesaplardan ve diğer başka yakın arkadaşlarımdan iki hafta sürecinde sekiz kere reddedildik. Sekiz olduğunu düşünüyorum. Sevgilisi olduğu üzerinde oynadık ama sevgilisi olsa bu kadar baskıdan sonra "Siz kimsiniz ya?" derdi biz de "Canım durum böyle böyle." derdik topu oğlana atar kaçardık. Ama ses seda yok. Bu arada çocuğun fotoğraflarından biri azaldı. E bir fotoğraf azalınca bizdeki merak daha da arttı. Bir ara yeniden istek attım. Bu durumların üzerinden iki hafta daha geçtikten sonra. Çocuk arkadaşımın fake hesabını reddedip beni bekletti. Bu süreçte arkadaşım fake hesabından bunun yakın arkadaşını eklemişti. Bizdeki mantık şu "Belki ortak arkadaşları olanları kabul ediyordur.". Ama yok reddetti. Üzerine arkadaşı da fake hesabı engelledi. Yakın arkadaşım (baktığını söyleyen) hala çocuğun taktik uyguladığını düşünüyor. Ama bence başka bir durum var. Facebook sayfasını dondurdu geçen gün. Başka bir sosyal ağda gördüm. Bir kız var ama kız bunun kuzeni mi arkadaşı mı sevgilisi mi bilemedik. Üzerine arkadaşım onları bu ekleme durumları yaşanmadan önce dışarıda görmüş yanlarında bir kızla daha. 

(Yazar yine fotoğraf molası verdi. Bu defa 20 dakika sürdü.)


Çocuk bu olaylar sırasında okulda hiçbir şekilde istifini bozmadı. Bakmaya devam etti, ortalıklarda aynı şekilde dolanmaya devam etti. Hani bir ara "Acaba doğru kişiyi mi eklemeye kalkıştık?" desek inanın denilebilirdi. Ayrıca çocukla okulda konuştum. Bunu ayrı bir yazı olarak yazacaktım ama iki gün önce bu düşüncem değişti. Ayaküstü bir durumdu. Arkadaşına soracaktım, bu sırtı dönüktü bana. Arkadaşı cevap vereceği sırada bu dönüp çocuğu resmen susturup kendisi cevap verdi. Arkadaşım gelene kadar konuştuk. Okulla ilgili bir durumdu konuşma sebebim de. Ondan sonra bir daha hiç konuşmadık.

Üç gün önce arkadaşım onu okulda görmüş. Çocuk ona selam vermiş ama arkadaşım cevap vermemiş. (Buradaki arkadaşım başta bahsettiğim arkadaşım. Çocuğun bana baktığını söyleyen arkadaşım.) Ve ben bundan bir gün sonra onu gördüm. Onun beni gördüğünü sanmıyorum. Umarım görmemiştir. 

Uzun süreli platonik olmayı bıraktım bir süre önce. Kalbim pek çarpmaz oldu. Şimdi neden bu kadar korktum bilmiyorum. Bunun üzerinde eğlenerek bir sürü yazı yazabilirdim ama şu an sadece düşünmekten korkuyorum. Hani belki buraya yazarsam üzerinde düşünmeyi bırakırım diye düşündüm. "Bana bakmaz." durumu değil bu korkumun sebebi. Ben birinden hoşlanmak istemiyorum. Beni bilen bilir platonikten öteye gitmemiş biriyim. Belki doğru insan çıkmadığı için, belki de kader beni tek olarak yazdığı için. Ve platonik olmak beni korkutuyor. Bu arada çocuğun benden küçük olduğunu da dipnot olarak ekleyeyim. Bir, iki yaş küçük de değil bir miktar daha küçük. Yani o yüzden korkumu tetikleyen nedenler çok fazla.

Arkadaşımın "Onu gördüm bana merhaba dedi." mesajından sonra kalbimin aniden atması beni korkuttu. O günden beri böyle durgunum işte. Önceden de dediğim gibi bunları ayrı ayrı yazmak istiyordum. Ama anlattıkça da büyüyor sanki bir şeyler. Şimdi bile üstünkörü olmasına rağmen biraz  duraklaya duraklaya yazdım bu yazıyı. Bu arada boş zamanlarımda fotoğrafçılıkla ilgili sitelerde gezdiğimi de öğrenmiş oldunuz.

Bir daha bu kadar depresif bir yazı yazmayacağım. Devam edersem sizi de fazlasıyla sıkacağım. Ama işte yine platonik duruma sürüklendiğimi öğrenmenizi ve biraz da kafamı boşaltmak istedim. Umarım beni anlayışla karşılarsınız.

Öpüldünüz.

14 Ocak 2018 Pazar

Ulaşılmaz ve Ön Yargılı

"Öz güven" denilince akla gelen en son isim benim. Bu konu kesinlikle tartışmaya kapalı bence. Bu yazımda size başımdan geçen bir olayı anlatacağım ve o olay üzerinden devam edeceğim. Okuldaydım, ders notumu temize çekerken telefonuma bir mesaj geldi. Benimle tanışmak isteyen birisiymiş. En yakın arkadaşım, hala bir isim listesi oluşturamadım, "Sor bakalım kimmiş?" dedi. Biraz da tersleyerek konuşmamı istedi.

Ben hiçbir zaman insanları tersleyen biri olamadım. Her şeye teşekkür eden, soru sorulduğunda cevap verip yardımcı olan, iyimser düşünen biriyim. Sanırım iyimserlik yönüm babama çekmiş. Çünkü babam da herkesin iyi yanlarını görür. Darbeyi alana kadar akıllanmam.

O yüzden çocuğu terslemedim. Konuşmanın sonunda o beni tersledi desem daha mantıklı olur. Kim olduğunu sorduğumdan sonra fakülteden biri olduğunu ve tanışmak istediğini söyledi. Sanki ben onun fakülteden olduğunu anlamamışım gibi. Beni nereden bulduğunu sordum.

Hatırlatma olsun diye buraya ekleyeyim. Ben şu an artık yıl öğrencisiyim. Yani okulda pek arkadaşım yok. Hatta hiç arkadaşım yok. Arkadaşlarım mezun oldu. Sadece derslerine girdiğim sınıflar var ama o insanlarla muhabbetim hiç yok denecek kadar az. Son haftalarda biraz konuşmaya başlamıştım ama bu olay çok daha önceden yaşanmıştı. Yani o çocuğun benim adımı öğrenmesi biraz zordu. Farklı bölümdeydi, muhtemelen benden küçüktü. En yakın arkadaşımın da kalkıp benim adımı söylediğini sanmıyorum. Çünkü o çocuktan en başta haz etmediğini ve terslememi bile söyledi.

Bana göz kırpan gülücük bulunduran bir mesaj atıp beni bulduğu için şanslı olduğumu ve başka bir şeyin önemli olmadığını söyledi. Üzgünüm ama göz kırpan gülücük beni bir erkekten iten bir şeydir. Hele de ilk dakikada. Ben bu kadar soğukken, yapılmaması gereken ilk şeydir. Sınıf arkadaşlarım bile bana önce sizli bizli konuşurken bu laubali tavrı olumlu karşılayamazdım. Hele bir de şanslı olduğumu söylemesi ayrı bir sinir bozucuydu. Mesajın gerçekten bana ulaştığını, ulaşabildiğini birkaç kere okuduktan sonra fark ettim. O, kendini beğenmiş çocuk gerçekten de bana öyle bir mesaj atabilme cesaretini göstermişti.

Bu hissettiklerime rağmen onu terslemedim ve kendisiyle konuşmak istemediğimi söyledim. En yakın arkadaşım hala ona sövmem konusunda baskı yapıyordu. Ama ben küfür edemeyen bir kadınım. Üzgünüm ama bir çocuk yüzünden çizgimden çıkamazdım.

İkna etmeye çalıştı ama başaramadı. Zaten o sırada bir hocamın odasının önünde bekliyordum. Sinirlerim bozuktu. Hocanın pozitif havasında olması için dua ediyordum.

Ara konuşmayı gerçekten hatırlamıyorum. O sırada hiç umursamamışım sanırım. Son cümlesini hatırlıyorum sadece.

"Senin gibi ön yargılı bir kızla olmazdı zaten."

Ve engelledi.

Keşke ben engelleseydim. Böyle birkaç kişinin sildiği ve engellediği saçma bir dönem geçirdim. Hepsi görüp görebileceğiniz en saçma nedenlerdendi. Bazı erkekler fazla çocuk.

Şimdi o cümleye gelirsek. Ben o çocukla maksimum ne olabilirdim ki? Ön yargılı insan kategorisine kesinlikle girdiğimi düşünmüyorum. Hatta bunu anlattığım arkadaşlarım bu duruma çok güldüler. Sapık gibi kendisini egoist ve aranılan, peşinden koşulan erkek gibi gösterip önce bana göz kırpan gülücük atıp sonra bana "baktığı" için şanslı olduğumu söyleyen birinin böyle bir şeyi söylemesi sizce de çok anlamsız bir hareket değil mi?

Bu olay kapandı. Sonra çocuğu bir daha gördüm mü bilmiyorum. Muhtemelen görmüşümdür ama ben kör biriyim. Yani bakarım ama görmem. Bu kısma da değineceğim. Çocuğun yüzünü incelememiştim bile. Haaa. Bir kere gördük ondan eminim. En yakın arkadaşım göstermişti. Hatta bu engellendiğim günün ertesi günüydü.

Arkadaşımla kafede ders çalışıyorduk. Arka masamızda bir doğum günü kutlaması vardı. Doğum günü sahibi daha gelmemişti, arkadaşları anca hazırlanıyordu, her zamanki olaylar işte. Birkaç masa birleştirilmişti. Bir çocuk vardı ama nasıl gülüyordu arkamda anlatamam. Benim sırtım dönüktü onlara. Ama nasıl kan beynimde atıyor. Zaten migrenim vurdu vuracak, bir de o çocuğun sesi kanıma dokunuyordu. Kafelerde çevrem rahatsız olmasın diye hareketlerimi ve tavrımı sakin tutmaya çalışırım. Kendime yapılmasını istemediğim şeyleri başkalarına yapmayı sevmem kısacası.

"Ben bu çocuğu boğarım kim bu ya?" dedim. En yakın arkadaşım kafasını kaldırıp baktı. Sonra yeniden baktı. Ardından bana "Spotty şu dünkü çocuğun profil fotoğrafını açar mısın?" dedi.

Ve işte o an benim jeton düştü. Çünkü benim şansım böyledir sevgili dostlarım. Koca şehirde böyle dip dibe gelirim istemediğim insanlarla.

Gösterdim. "Spotty bu çocuğun gömleği bile aynı bu fotoğraftakiyle." dedi. Teşhis konuldu. Evet oymuş. Kısacası ya gerçekten de ayı gibi gülüyor ya da bana kendisini göstermeye çalışıyor. "Bak ben harika bir erkeğim. Beni kaçırdığın için ezik olan sensin. Hahahahaha." demeye çalıştı bilmiyorum. Ortamlarında o kadar anıracak bir durum yoktu. Neyse. Çocukluk işte.

Şimdi benim hakkımda bazıları ulaşılmaz biri olduğumu söylüyorlar. Duvarları olan, insanları inceleyip sonra hayatına sokan biri yani. Bazıları da, bu anlattığım kişi gibi, ön yargılı olduğumu düşünüyor. Şimdi kendimi aklamak için değil bu yazım. Aslında aklanacak bir yanım da yok. Yazmak istedim yazdım. Çünkü benim için saçma ve çocukça bir olaydı.

Ama yine de ön yargılı olmayı pek istemiyorum. Tamam insanlardan bazen, bazı hareketlerinden dolayı soğuyorum ama ön yargılı olduğumu düşünmüyordum. Ulaşılmaz olmak istiyor muyum diye düşünürsem. Evet sanırım istiyorum. Çünkü insanlar yakınıma gelince işler hiç iyi gitmiyor. Yine de bana her soru sorana cevap veriyorum. Herkesle tanışıp, sohbet ediyorum. Hani insanlara kötü de davranmıyorum neden bir şeyleri hoşuma gitmediğini söylediğimde ön yargılı kişi ben oluyorum anlamıyorum. Herkes benim tüm ters yanlarımı söylerken sorun olmuyor ama ben karşı tarafa bana ters gelen yanlarını söylemediğim halde ön yargılı damgası yiyorum.

Sanırım haftaya bir diğer ön yargı barındıran bir yazı yazacağım. Tabi bir nedenden dolayı tepki koymam ön yargı ise.

Not: Az kalsın zinicirimi kırıp bu hafta yazı yazmıyordum. Ama zincirimi kırma düşüncesi beni rahatsız etti ve haftanın bitmesine son bir saat kala bu yazıyı bitirdim ve yayınlıyorum.

Öpüldünüz.

6 Ocak 2018 Cumartesi

Bakarsan Bağ Bakmazsan Dağ Olurmuş

Aradaki açığı kapatmak için şimdi biraz eskilere döneceğim. Merak etmeyin günümüzden öyle de çok uzaklaşmayacağım. Sadece yeni kişilerden bahsedeceğim. Sanırım bu yazı tek kişiye ait olacak ama olsun. Bunlar mühim konular. Birlikte taktik konuşacağız. Ki ben, yani flört konusunda uzman olduğunu düşünen Spotty'niz meğersem bu konuda sıfır bilgiye sahipmiş. Sanırım sadece platonik aşık olma konusunda iyiyim. Evet başlayalım hadi. Heyecanlandım.

Şaşılacak şey değildir benim platonik olmam. Ama olayın ilginç boyutu çocuğun bana başta mal mal bakıp, şimdi kendisini saçma sapan triplere sokması. İşte şimdi bunu analiz edeceğiz. Taktik mi, çocuk mal mı, yoksa ben mi çok alınganım? Bu arada yeni yıla blog yazısı yazdıktan sonra "Oleyy işte blog yazarak yeni yıla girdim. Hadi tüm yıl blog yazayım lütfen. Ama okulu da bitireyim nolurrrr." diyerek girdim. Hadi bakalım hayırlısı.

Ben bu çocuğa bir isim bulamadım daha. Bulduktan sonra alt panele isim listesi hazırlamaya karar vereceğim. Hem size hem bana bu iş zor olacak diye. Umarım artık kafamız karışmaz. 

Bu çocukla senenin başında arkadaşımın "Spottyyyyy çocuk resmen içine düştü görmedin mi?" demesiyle tanıştım. Tanıştım derken gerçek anlamda değil. Durun daha oraya da geleceğim. Ne kadar acelesi bir insana dönüşmüşüm hemen her şeyi yazmaya çalışıyorum. Çocuğu ilk gördüğümde görmedim. Arkadaşımla okulun koridorunda gidiyorduk. Sonra arkadaşım sınıfa girip beni bekleyeceğini söyledi. Ben de bininci suyumu içtiğim için tuvalete gidecektim. Neyse çocuk o sırada bana bakmış. Ama baya bakmış. Yoksa arkadaşım beni öyle şeylerde dürtmez. Çünkü sevmiyorum dikizlenmeyi. Hatta bende ters teper. *Keşke yine ters tepseymiş. Hatta keşke onu eşek tepseymiş.*

Çocuğu ikinci görüşümde gerçekten de arkadaşımın dediği kadar olduğunu fark ettim. Çünkü çocukla göz göze geldiğim halde çocuk gözünü çeken taraf olmadı. Üstelemedim durumu. İlk kez öyle biriyle karşılaştım ama olabilir diye düşündüm. Üstüme de almadım. 

Ama bu üstüme almama olayını nasıl benimsediysem gerçekten de bu durum beni hiç etkilemedi. Arkadaşım bana her seferinde söyledi durdu ama "Bana ne bakacak ya?" dedim. Çocuk bana bakabilir evet ama ben bana bakmayacağını benimsemişim. Neden benimsedim derseniz de şöyle söyleyeyim. Biliyorsunuz hiç sevgilim olmadı. O yüzden hayatıma "Ben platonik ve flörtle devam edeceğim." demeye başladım. Hatta bunu da kabullendim. Artık o yüzden çevremdekileri görmüyorum.

Ama bir bakış, iki bakış derken ben ciddi ciddi bunu üzerime alınmaya başladım. Ya çocuk herkese böyle bakıyor ya da şaşı. Ha belki gözlüklerinden dolayı beni görmüyor da olabilir. Yakını mı uzağı mı net göremediğini daha anlayamadık.

Çocuğu çaktırmadan izlemeye başladık. Hatta izlerken pek çok kere yakalandık. Daha geçen gün sınavda yakalandım. Bunu anlatmaya dilim varmıyor ama elim varacak. Hani hangi ara dikizleyen taraf ben oldum çözemedim. Bakmaya devam ettiğinde "Herhalde kaçıncı sınıf olduğumu anlamaya çalışıyor." dedim. Ama baktım bakmaya devam ediyor. Sonra bir anda bakan taraf ben oldum. İşte bu kısımdan sonrasını gelecekteki yazıma bırakıyorum. O zamana kadar tam olarak hangi anıyı anlatsam diye düşüneceğim. Muhtemelen kendi saflıklarımı anlatacağım.

Ama size şunu söyleyeyim. Bence karşı tarafa bakıp bakıp ona kendisini gösterdikten sonra sanki o bakıyormuş gibi davranmak da bir taktik olsa gerek. Yoksa çocuğun şaşı olma ihtimali gerçekten çok yüksek. Bunun başka bir açıklaması yok.

Yazı daha fazla uzamasın diye burada kesiyorum. Sanırım bu haftalık bir yazı olayını başaracağım. Mesela bugün aslında yazı yazmaya çok üşendim. "Saat geç oldu moduna geçtim." ama sonra "Ertelersem sonsuza kadar ertelerim." dedim ve masa başına geçtim. Blogu da düzenlersem bu iş tamam. Sonra da asıl olaylara devam edebileceğim. 

Öpüldünüz.